<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/">
    <channel>
        <title>Şehri Söz/ Türkiye haberleri - Sağlık</title>
        <description>Ege Gazeteleri, Erzurum Gazeteleri, son dakika, yerel haber</description>
        <link>https://www.sehrisoz.com</link>
        <language>tr</language>
        <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 17:42:00 +0300</pubDate>
                                <item>
                <title>Çocuğunuz Sebze Yemiyor mu? Uzmanından Etkili Öneriler</title>
                                    <description>Çocukların brokoli, ıspanak, kabak ve karnabahar gibi sebzeleri reddetmesi, ebeveynlerin en sık karşılaştığı beslenme sorunlarından biridir. Pek çok aile, &quot;Çocuğum hiç sebze yemiyor.&quot;, &quot;Sebze yemeden büyüyebilir mi?&quot; veya &quot;Her öğün yemek kavgasına dönüşüyor.&quot; gibi endişeler yaşayabiliyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların brokoli, ıspanak, kabak ve karnabahar gibi sebzeleri reddetmesi, ebeveynlerin en sık karşılaştığı beslenme sorunlarından biridir. Pek çok aile, "Çocuğum hiç sebze yemiyor.", "Sebze yemeden büyüyebilir mi?" veya "Her öğün yemek kavgasına dönüşüyor." gibi endişeler yaşayabiliyor. Uzmanlara göre, çocukluk döneminde görülen yemek seçiciliği çoğu zaman gelişim sürecinin doğal bir parçasıdır ve doğru yaklaşımlarla sağlıklı beslenme alışkanlıkları zaman içinde desteklenebilir.</p>

<p> </p>

<p>Batıgöz Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Fikret İşbilir, sebze tüketiminin çocukların büyüme ve gelişimi açısından önemli olduğunu, ancak bu alışkanlığın baskıyla değil, sabır ve doğru yöntemlerle kazandırılması gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Her Sebze Reddi Bir Hastalık Belirtisi Değildir</p>

<p>Çocukların bazı yiyecekleri severken bazılarını reddetmesi, büyüme sürecinde sık karşılaşılan bir durumdur. Renk, koku, kıvam ve tat açısından alışık olmadıkları besinlere karşı daha temkinli davranabilirler. Sebzelerin kendine özgü aroması da bu çekingenliği artırabilir.</p>

<p> </p>

<p>Uzm. Dr. Fikret İşbilir, ebeveynlerin bu dönemi "çocuğum hiç sebze yemeyecek" kaygısıyla değerlendirmemesi gerektiğini belirterek, tek bir öğün ya da birkaç günlük beslenme düzeni yerine çocuğun genel büyüme-gelişme sürecinin dikkate alınmasının daha doğru olduğunu söylüyor.</p>

<p>Israr Etmek Yerine Düzenli Olarak Sunmaya Devam Edin</p>

<p>Çocukların yeni bir besini ilk karşılaşmada reddetmesi oldukça yaygın bir durumdur. Bu nedenle ilk olumsuz tepkinin ardından o besini tamamen sofradan kaldırmak yerine, belirli aralıklarla yeniden sunmak daha doğru bir yaklaşım olabilir.</p>

<p> </p>

<p>Çocuğun zaman içinde o besine alışmasını kolaylaştırmak için şu yöntemler denenebilir:</p>

<ul type="disc">
	<li><strong>Farklı pişirme yöntemleri uygulamak:</strong> Haşlanmış sebzeyi reddeden bir çocuğa aynı sebzeyi fırınlayarak, püre yaparak veya çorbaya ekleyerek sunmak,</li>
	<li><strong>Sevdiği besinlerle eşleştirmek: </strong>Yeni bir sebzeyi, çocuğun halihazırda severek tükettiği tanıdık yiyeceklerin yanında servis etmek,</li>
	<li><strong>Mevsimselliğe önem vermek: </strong>Sebzeleri mevsiminde, en taze ve lezzetli olduğu dönemde sofraya eklemek.</li>
</ul>

<p> </p>

<p>Önemli olan, bu sürecin baskı oluşturmadan ve doğal bir şekilde devam ettirilmesidir.</p>

<p>Yemek Saatleri Mücadele Alanına Dönüşmemeli</p>

<p>Birçok ebeveyn iyi niyetle çocuğunun tabağını bitirmesini ister. Ancak sürekli uyarılmak veya zorlanmak, çocukların yemekle kurduğu ilişkiyi olumsuz etkileyebilir.</p>

<p> </p>

<p>"Bu tabak bitecek" baskısı ya da "Sebzeni yersen çikolata alabilirsin" gibi ödüllendirmeler uzun vadede sebzeyi bir "ceza", tatlıyı ise "nihai hedef" haline getirir. Bunun yerine çocukların sebzelere dokunmasına, koklamasına ve mutfakta hazırlık sürecine dahil olmasına izin verilmelidir. Yiyeceklerle kurulan duyusal bağ ve mutfaktaki sorumluluk duygusu, çocukların o besini deneme isteğini ciddi oranda artırır.</p>

<p> </p>

<p>Uzm. Dr. Fikret İşbilir, yemek saatlerinin çocuk açısından stres kaynağı olmaması gerektiğini belirterek, ebeveynlerin yönlendirici olmaktan çok rehberlik eden bir tutum benimsemesini öneriyor.</p>

<p>Çocuklar Söyleneni Değil, Gördüğünü Öğreniyor</p>

<p>Çocuklar için yemek deneyimi tamamen görsel algıyla başlar. Evde sebze tüketiminin günlük yaşamın doğal bir parçası olması, aile bireylerinin birlikte sofraya oturması ve çocukların yetişkinleri gözlemleyebilmesi sağlıklı beslenme davranışlarını destekleyebilir. </p>

<p> </p>

<p>Sebzeleri eğlenceli şekillerde kesmek veya tabakta sanatsal sunumlar hazırlamak ilgiyi artırır. Klinik gözlemler ve çalışmalar, okul öncesi çocuklarda bölmeli tabaklar kullanarak porsiyonlara ayrılmış şekilde sunulan sebzelerin tüketiminin %36 oranında arttığını göstermektedir.</p>

<p>Mutfakta Görev Alan Çocuklar Yeni Tatlara Daha Açık Olabiliyor</p>

<p>Sebzeleri yalnızca tabağa koymak yerine çocuğu hazırlık sürecine dahil etmek de beslenme alışkanlığını destekleyen uygulamalar arasında yer alıyor.</p>

<p> </p>

<p>Yaşına uygun olarak marul yıkamak, salata karıştırmak, domates seçmek veya tabağını hazırlamak gibi küçük sorumluluklar üstlenen çocuklar, hazırladıkları yiyecekleri denemeye daha istekli olabilir. Ayrıca sebzelerin farklı renk ve şekillerde sunulması, çocukların merak duygusunu artırarak yeni besinlere karşı daha olumlu yaklaşmalarına katkı sağlayabilir.</p>

<p>Sabır ve Doğru Yaklaşım Ömür Boyu Sağlık Demektir</p>

<p>Çocukluk çağında yetersiz ve dengesiz beslenmenin dikkat süresini, okul başarısını ve fiziksel gelişimi olumsuz etkileyebileceğini hatırlatan Batıgöz Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Fikret İşbilir, şu uyarıda bulunuyor:</p>

<p> </p>

<p>"Çocuklarda sağlıklı beslenme alışkanlığı zaman içinde gelişir. Ailelerin sabırlı olması, çocukları zorlamak yerine onlara örnek olması ve beslenmeyi günlük yaşamın doğal bir parçası hâline getirmesi, uzun vadede çok daha kalıcı sonuçlar sağlayabilir."</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.sehrisoz.com/media/2026/07/cocugunuz-sebze-yemiyor-mu-uzmanindan-etkili-oneriler_6a4e8d0913da9.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://www.sehrisoz.com/cocugunuz-sebze-yemiyor-mu-uzmanindan-etkili-oneriler/12502</link>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 20:43:05 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıkta Hak Sendikası Genel Başkanı İlim Gödekmerdan: “Sağlık çalışanı geçim derdinde, ücret adaleti sağlanmalı“</title>
                                    <description>Sağlıkta Hak Sendikası Genel Başkanı İlim Gödekmerdan, sağlık çalışanlarının ekonomik koşullarına ilişkin yaptığı açıklamada, sağlık emekçilerinin ciddi bir geçim sıkıntısı yaşadığını belirterek ücret politikalarına tepki gösterdi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlıkta Hak Sendikası Genel Başkanı İlim Gödekmerdan, sağlık çalışanlarının ekonomik koşullarına ilişkin yaptığı açıklamada, sağlık emekçilerinin ciddi bir geçim sıkıntısı yaşadığını belirterek ücret politikalarına tepki gösterdi.</p>

<p> </p>

<p>Gödekmerdan, gece gündüz fedakârca görev yapan sağlık çalışanlarının mevcut maaşlarla ay sonunu getirmekte zorlandığını ifade ederek, “Sağlık çalışanları ay sonunu getiremeyecek hale geldi. Bu tabloyla sağlık sisteminin güçlenmesi mümkün değildir” dedi.</p>

<p> </p>

<p>Üye sayılarıyla övünen bazı yetkili ve etkili sendikalara da göndermede bulunan Gödekmerdan, sağlık çalışanlarının temel sorunlarının yeterince gündeme taşınmadığını savundu. Sağlık çalışanlarının yalnızca sözle değil, somut adımlarla desteklenmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p> </p>

<p>Sağlık sisteminin sürdürülebilirliğinin çalışanların ekonomik refahıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Gödekmerdan, “Emeğin karşılığı verilmeli, ücret adaleti mutlaka sağlanmalıdır” ifadelerini kullandı.</p>

<p> </p>

<p>Gödekmerdan ayrıca, sağlık çalışanlarını sendikal mücadelede daha güçlü bir birliktelik oluşturmaya ve Sağlıkta Hak Sendikası çatısı altında örgütlenmeye davet etti</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.sehrisoz.com/media/2026/07/godekmerdan-saglik-calisani-gecim-derdinde-ucret-adaleti-saglanmali_6a4aaedae7c89.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://www.sehrisoz.com/godekmerdan-saglik-calisani-gecim-derdinde-ucret-adaleti-saglanmali/12483</link>
                <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 22:18:17 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>“Susamayı beklemeden su için!”</title>
                                    <description>Yaz mevsimiyle birlikte etkisini artıran sıcak hava dalgaları, özellikle risk grubundaki bireyler için ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getiriyor. Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, insan vücudunun belirli sıcaklık sınırları içinde en sağlıklı şekilde çalıştığını belirterek, aşırı sıcakların fizyolojik dengeyi bozduğunu ve hayati risk oluşturabilecek tabloların gelişmesine neden olabileceğini söyledi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, aşırı sıcak havanın yarattığı tehlikeler ve alınacak önlemleri ele aldı.</p>

<p><strong>İnsan vücudu belirli sıcaklık aralığında en verimli şekilde çalışır</strong></p>

<p>İnsan sağlığı açısından hem vücut iç sıcaklığı hem de yaşanılan ortam sıcaklığının belirli sınırlar içinde olduğunda fizyolojik işlevlerin en verimli şekilde çalıştığına işaret eden Prof. Dr. Haydar Sur, “Sağlıklı bir erişkinde normal vücut sıcaklığı genellikle 36,1-37,2 derece arasındadır. Ortalama kabul edilen değer yaklaşık 36,5-37 derece civarındadır. Vücut sıcaklığının 35 derecenin altına düşmesi hipotermi riskini artırırken, 38 derecenin üzeri ateş olarak değerlendirilir. Vücut sıcaklığının 40 dereceyi aşması ise sıcak çarpması ya da ciddi hipertermi açısından yaşamı tehdit edebilecek bir tablo oluşturabilir.” dedi.</p>

<p><strong>İdeal ortam sıcaklığı 20-24 derece arasında olmalı</strong></p>

<p>Yalnızca sıcaklığın değil nem oranının da sağlık açısından büyük önem taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Sur, “İnsanların kendilerini en rahat hissettikleri ortam sıcaklığı genellikle 20-24 derece arasındadır. Bunun yanında bağıl nem oranının yüzde 40-60 seviyelerinde olması gerekir. Yüksek nem terin buharlaşmasını engelleyerek sıcaklığın daha fazla hissedilmesine neden olurken, çok düşük nem ise ciltte ve solunum yollarında kuruluğa yol açabilir.” diye konuştu. </p>

<p><strong>İnsan biyolojisi açısından en uygun iklim koşulları neler</strong></p>

<p>Prof. Dr. Sur, araştırmaların, insan vücudunun enerji harcamadan ısı dengesini koruyabildiği "termal konfor bölgesinin" yaklaşık 22–25 derece sıcaklık ve yüzde 40–60 nem ile hafif hava akımı bulunan ortamlar olduğunu gösterdiğini de kaydetti.</p>

<p><strong>Aşırı sıcaklar vücudun denge mekanizmasını bozuyor</strong></p>

<p>Aşırı sıcakların vücudun ısı düzenleme sistemini zorladığını belirten Prof. Dr. Haydar Sur, “Aşırı sıcaklar, vücudun ısı dengesini sağlayan mekanizmalarını zorlayarak birçok sağlık sorununa yol açabilir. İnsan vücudu terleme yoluyla serinlemeye çalışır; ancak yüksek sıcaklık ve nem oranı arttığında bu mekanizma yeterince etkili olamaz. Ayrıca vücut suyunu tüketerek kurumaya neden olur. Bu hayatı tehdit eden dehidratasyon olarak adlandırılır.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Kalp ve böbrek hastaları daha büyük risk altında</strong></p>

<p>Aşırı sıcaklarda en sık görülen sağlık sorunlarına değinen Prof. Dr. Haydar Sur, “Susuz kalma, halsizlik, yorgunluk ve baş dönmesi, kas krampları, baş ağrısı, düşük tansiyon ve bayılma, ısı bitkinliği ve sıcak çarpması en sık karşılaşılan tablolardır. Bunun yanında böbrek fonksiyonlarında bozulma görülebilir ve mevcut kalp-damar hastalıkları ağırlaşabilir. Uzun süre sıcağa maruz kalmak kronik hastalıkların da alevlenmesine neden olabilir." diye konuştu.</p>

<p><strong>Sıcak çarpması acil müdahale gerektiren bir durum</strong></p>

<p>Sıcak çarpmasının vücudun ısı düzenleme mekanizmasının tamamen yetersiz kalması sonucu geliştiğini belirten Prof. Dr. Sur, şöyle devam etti:</p>

<p>“Sıcak çarpmasında vücut sıcaklığı genellikle 40 derecenin üzerine çıkar. Şiddetli baş ağrısı, yüksek ateş, bilinç bulanıklığı, sersemlik, bulantı, kusma, nabızda hızlanma, nefes alıp vermede artış, sıcak ve kuru cilt ya da aşırı terleme, kasılmalar ve bilinç kaybı görülebilir. Bilinç kaybı, nöbet geçirilmesi, solunum güçlüğü, şok tablosu veya organ yetmezliği bulguları gelişmesi halinde zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır."</p>

<p><strong>11.00 ile 16.00 saatleri arasında güneşten kaçınılmalı</strong></p>

<p>Özellikle dış ortamda çalışanlar ve spor yapanların daha dikkatli olması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Haydar Sur, “Vatandaşlarımız özellikle 11.00 ile 16.00 saatleri arasında doğrudan güneş altında uzun süre kalmamalıdır. Fiziksel aktiviteler sabah erken veya akşam serin saatlerde yapılmalıdır. Açık renkli, bol ve pamuklu kıyafetler tercih edilmeli, geniş kenarlı şapka ve güneş gözlüğü kullanılmalıdır. Düzenli aralıklarla gölge alanlarda dinlenilmeli ve susamayı beklemeden su tüketilmelidir. Aşırı sıcak günlerde ağır egzersizlerden kaçınılmalı, güneş koruyucu ürünler de ihmal edilmemelidir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Sıcak havalarda günlük 2-3 litre su tüketilmeli</strong></p>

<p>Sıcak havalarda sıvı tüketiminin büyük önem taşıdığına işaret eden Prof. Dr. Haydar Sur, "Sağlıklı erişkinlerin günde yaklaşık 2-3 litre su tüketmesi önerilir. Yoğun fiziksel aktivite yapanlarda ve dış ortamda çalışanlarda bu miktar daha da artabilir. Susamayı beklemeden su içilmeli, terlemeyle kaybedilen mineraller ayran, kefir veya maden suyu gibi içeceklerle desteklenmelidir." dedi.</p>

<p>Şekerli içeceklerden uzak durulması gerektiğini belirten Prof. Dr. Sur, "Kafeinli ve alkollü içecekler sıvı kaybını artırabileceği için özellikle aşırı sıcak günlerde tercih edilmemelidir. İdrar renginin koyulaşması susuzluğun önemli bir göstergesidir." diye konuştu.</p>

<p><strong>Risk grupları daha dikkatli olmalı</strong></p>

<p>Yaşlılar, çocuklar, hamileler ve kronik hastalığı bulunan bireylerin sıcak havalardan daha fazla etkilendiğini vurgulayan Prof. Dr. Haydar Sur, "Bu kişiler günün sıcak saatlerinde dışarı çıkmamalı, düzenli sıvı tüketmeli, ev ortamı serin tutulmalı ve hafif beslenmelidir. Kalp, böbrek, diyabet veya solunum hastalığı bulunan bireyler belirtiler açısından daha dikkatli olmalıdır. Özellikle yaşlı bireylerin sıvı alımı yakınları tarafından takip edilmelidir." ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Klimalar 23-26 derece arasında çalıştırılmalı</strong></p>

<p>Ev ortamında serin kalabilmek için de önerilerde bulunan Por. Dr. Sur, "Gündüz saatlerinde perdeler kapalı tutulmalı, ev sabah ve akşam serin saatlerde havalandırılmalıdır. Gereksiz elektrikli cihaz kullanımı azaltılmalı, hafif kıyafetler tercih edilmeli ve ılık duş alınabilir." dedi.</p>

<p>Klima kullanımında dikkat edilmesi gereken noktalara değinen Prof. Dr. Sur, "Klimalar 23-26 derece arasında ayarlanmalı, filtreleri düzenli temizlenmeli ve soğuk hava doğrudan kişiye üflenmemelidir. Ani sıcaklık değişimlerinden kaçınılmalıdır. Vantilatörler ise ortam çok sıcak olduğunda tek başına yeterli olmayabilir. Özellikle yaşlı bireylerde uzun süre doğrudan hava akımı oluşturulmamalıdır." şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Sıcak çarpmasında ilk yardım hayat kurtarabilir</strong></p>

<p>Sıcak çarpması yaşayan kişiye uygulanacak ilk yardımın büyük önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Haydar Sur, "Kişi hemen gölge veya serin bir ortama alınmalı, fazla giysileri çıkarılmalı, boyun, koltuk altı ve kasık bölgelerine soğuk uygulama yapılmalıdır. Bilinci açıksa küçük yudumlarla su verilebilir. Soğuk duş veya ıslak havlu uygulaması da yararlı olabilir." diye konuştu. </p>

<p>Prof. Dr. Sur, "Bilinç bulanıklığı, bayılma, konuşma bozukluğu, yüksek ateş, nöbet, şiddetli nefes darlığı, kusmanın sürmesi veya kişinin sıvı alamaması durumunda vakit kaybetmeden acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır." uyarısında bulundu.</p>

<p> <strong>Toplumun doğru bilgilendirilmesi de en az bireysel önlemler kadar önemli</strong></p>

<p>Aşırı sıcaklarla mücadelede halk sağlığı iletişiminin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Sur, "Vatandaşlara meteorolojik sıcaklık uyarıları önceden ulaştırılmalı, SMS ve mobil uygulama bildirimleri etkin kullanılmalıdır. Riskli günlerde vatandaşlar sıcak çarpması konusunda bilgilendirilmelidir. Televizyon, radyo, gazete, haber siteleri ve sosyal medya aracılığıyla düzenli bilgilendirme yapılmalıdır. Sağlık kuruluşlarında bilgilendirici afiş ve broşürlere yer verilmeli, belediyeler de dijital ekranlar, toplu taşıma araçları ve hoparlör anonslarıyla vatandaşları bilgilendirmelidir." diye konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. Sur, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>"Mesajların kısa ve anlaşılır olması gerekir. '11.00-16.00 saatleri arasında zorunlu olmadıkça dışarı çıkmayın', 'Susamayı beklemeden su için', 'Yaşlı yakınlarınızı düzenli kontrol edin', ‘Baş dönmesi, bilinç bulanıklığı veya yüksek ateş gelişirse sağlık kuruluşuna başvurun’ gibi basit ama etkili uyarılar toplum sağlığının korunmasında önemli rol oynar. Aşırı sıcaklar özellikle risk gruplarında yaşamı tehdit edebilecek sağlık sorunlarını da beraberinde getiriyor. Ancak doğru bilgilendirme ve basit koruyucu önlemlerle toplumun sıcak hava dalgalarına karşı dayanıklılığı artırılabilir.” </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.sehrisoz.com/media/2026/07/susamayi-beklemeden-su-icin_6a46bbd298dd6.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://www.sehrisoz.com/susamayi-beklemeden-su-icin/12465</link>
                <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 22:25:27 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp hastalarına hayati uyarı: İyileştim algısına kapılmayın</title>
                                    <description>Kalp rahatsızlığı olan hastalara uygulanabilen müdahalelerin ardından hastalığın tamamen bittiği yönündeki yanlış algı, hayati riskleri de beraberinde getiriyor. Yapılan operasyonların hastalığın kendisini değil, yalnızca mevcut tıkanıklıkları düzeltmeye yönelik birer onarım işlemi olduğunu vurgulayan Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Abdi Sağcan, müdahale sonrasında ilaçların aksatılmasının ve eski yaşam alışkanlıklarına devam edilmesinin süreci başa sardırdığını belirterek uyardı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp rahatsızlığı olan hastalara uygulanabilen müdahalelerin ardından hastalığın tamamen bittiği yönündeki yanlış algı, hayati riskleri de beraberinde getiriyor. Yapılan operasyonların hastalığın kendisini değil, yalnızca mevcut tıkanıklıkları düzeltmeye yönelik birer onarım işlemi olduğunu vurgulayan Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Abdi Sağcan, müdahale sonrasında ilaçların aksatılmasının ve eski yaşam alışkanlıklarına devam edilmesinin süreci başa sardırdığını belirterek uyardı. </p>

<p> </p>

<p>Kalp rahatsızlıklarında uygulanabilen müdahalelerin ardından hastalığın tamamen bittiği yönündeki yanlış algı, hayati riskleri de beraberinde getiriyor. Dünya genelinde en fazla ölüme yol açan iskemik kalp hastalıkları küresel ölümlerin yüzde 13'ünü oluştururken, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri de ülkemizdeki ölümlerin yüzde 36’sının dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandığını gösteriyor. Türkiye'deki en yaygın ölüm nedeni olan bu kronik süreçte, tanı sonrası uygulanan balon-stent ve bypass operasyonları hayati önem taşıyor. Ancak bu müdahalelerin hastalığı tamamen ortadan kaldırmadığını belirten Medicana International İzmir Hastanesi Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Abdi Sağcan, söz konusu müdahalelerin sadece mevcut tıkanıklıkları gidermeye yönelik birer onarım işlemi olduğunu belirterek dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Abdi Sağcan, operasyon sonrasında ilaçların aksatılmasının ve eski zararlı alışkanlıklara geri dönülmesinin süreci tamamen başa sardırdığına dikkat ederek hastaları ve hasta yakınlarını uyardı.</p>

<p>Bypass hastalığı bitirmez, süreci yönetir</p>

<p>Kalp hastaları arasında genellikle ‘ameliyat oldum, artık iyiyim’ şeklinde bir yanılgı olduğunu aktaran Prof. Dr. Abdi Sağcan, koroner arter hastalığının damar içinde plak birikimiyle ilerleyen ve ömür boyu süren kronik bir rahatsızlık olduğunu söyledi. Prof. Dr. Abdi Sağcan, “Yaptığımız bypass ameliyatı hastalığın kendisini değil, yol açtığı tıkanıklıkları ve sonuçlarını düzeltmeye yöneliktir. Tıkalı ya da daralmış damarın etrafından yeni bir yol oluşturuyoruz. Böylece kalp kasına giden kan akışını artırıyor, hastanın göğüs ağrısını azaltıyor ve kalp krizi riskini düşürüyoruz. Ancak damar sertliği tüm damarlarda devam edebilir. Takılan bypass damarları da zaman içinde etkilenebilir. Eğer kolesterol yüksekliği, sigara kullanımı, diyabet ve hipertansiyon gibi risk faktörleri kontrol altına alınmazsa hastalık ilerlemeye devam eder” dedi.</p>

<p>Ameliyat sonrası dönemin en az operasyon kadar önemli olduğunun altını çizen Prof. Dr. Abdi Sağcan, bypassın bir son değil, aslında yeni bir başlangıç olduğunu ifade ederek, “Hastalar mutlaka kolesterol düşürücü ve kan sulandırıcı ilaçlarını düzenli kullanmalı, Akdeniz tipi beslenmeye geçmeli, sigarayı bırakmalı ve düzenli egzersiz yapmalıdır. Ayrıca şeker ve tansiyon kontrolü de ihmal edilmemelidir. Bypass bir onarım işlemidir, hastalığın kökünü kazımaz. Bu nedenle tedavinin en önemli parçası, ameliyat sonrası yaşam tarzı değişiklikleridir” diye konuştu.</p>

<p>Stent noktasal bir çözümdür, süreç kroniktir</p>

<p>Balon ve stent uygulamalarının ardından da altta yatan koroner arter hastalığının devam ettiğini hatırlatan Prof. Dr. Abdi Sağcan, stentin damardaki belirli bir darlığı ortadan kaldırdığını fakat damar sertliğinin tüm damar sistemini ilgilendiren kronik bir süreç olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Abdi Sağcan, “Tek bir noktayı düzeltmek hastalığın tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Damar sertliği zamanla başka bölgelerde de gelişebilir, stent takılan yerde nadiren yeniden daralma olabilir. Başarılı bir sonuç için tedavi sadece girişimle sınırlı değildir. Birincisi girişimsel tedavi yani balon ve stent, ikincisi kan sulandırıcılar ve kolesterol düşürücülerin hayati önemde olduğu ilaç tedavisi, üçüncüsü ve en kritik olanı ise yaşam tarzı değişikliğidir. Sigaranın bırakılması, sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve kilo kontrolü tedavinin temelini oluşturur” açıklamasında bulundu.</p>

<p>İlaçları bırakmak ve hareketsizlik hayati risk doğuruyor</p>

<p>Bypass ameliyatı ya da stent takılan hastaların süreç sonrasında yaptığı en büyük hatanın ‘artık iyileştim’ düşüncesi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Abdi Sağcan, asıl tedavinin işlemden sonra başladığına dikkat çekti. Hastaların kendilerini iyi hissedince ilaçları bırakabildiğini belirten Prof. Dr. Abdi Sağcan, “Özellikle kan sulandırıcıların erken kesilmesi, stent içinde pıhtı oluşumuna yol açabilir ve bu durum hayati risk taşır. Sigaraya devam etmek ise yapılan tüm tedaviyi boşa çıkarabilir ve damarların yeniden tıkanmasını hızlandırır. Yağlı, tuzlu ve işlenmiş gıdalarla beslenmeye devam eden hastalarda hastalık ilerler. Kalbe zarar verir korkusuyla hareketsiz kalmak da yanlıştır, doktor kontrolünde düzenli egzersiz tedavinin bir parçasıdır. Düzenli takip yapılmazsa yeni darlıklar fark edilmeyebilir. Kolesterol, tansiyon ve diyabet kontrol altına alınmazsa hastalık ilerlemeye devam eder. Doğru ilaç kullanımı ve yaşam tarzı değişikliği ile hastalar uzun yıllar sorunsuz bir yaşam sürebilir ancak bunun için tedaviyi bir süreç olarak görmek şarttır” sözlerini kaydetti.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.sehrisoz.com/media/2026/06/post12435_6a3c2fc64b875_h.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://www.sehrisoz.com/kalp-hastalarina-hayati-uyari-iyilestim-algisina-kapilmayin/12435</link>
                <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 22:23:47 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Günlük yaşamda görülen değişiklikler bağımlılığın en büyük işareti!</title>
                                    <description>Bağımlılıkla mücadelede en kritik adımın, tedavinin mümkün olduğuna inanmak olduğunu belirten uzmanlar, bağımlılığın zorlayıcı ancak tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu söylüyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, bağımlılıkla mücadelede tedavinin mümkün olduğu bilincinin yanı sıra, ailelerin sağlıklı iletişim ve doğru gözlemle süreci erken fark edip destek olmasının önemini hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>Bağımlılıkla mücadelede ilk adım, tedavinin mümkün olduğuna inanmak! </strong></p>

<p>Bağımlılıkla mücadele eden kişiler için dikkat edilmesi gereken bazı önemli noktalar olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Her şeyden önce bağımlılığın zorlayıcı bir hastalık olduğu kabul edilmeli.” dedi.</p>

<p>Bu sürecin zaman zaman kişiye çözümsüz ve aşılması imkânsız gibi görünebileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Ancak en önemli nokta, bağımlılığın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu bilmektir. Kişi tedavinin mümkün olduğunu fark ettiğinde yardım arayışına girebilir ve uygun tedavi sürecine dahil olarak bağımlılıkla daha etkili şekilde mücadele edebilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>İstek duymak tedavinin başarısız olduğu anlamına gelmez! </strong></p>

<p>Bağımlılık tedavisi sırasında kişinin zaman zaman çaresizlik hissedebileceğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Böyle dönemlerde yaşadığı duyguları yakınlarıyla ve tedavi ekibiyle paylaşması büyük önem taşır.” dedi.</p>

<p>Hangi zorluklarla karşılaştığını ve neden böyle hissettiğini ifade edebilmesinin, sürecin daha sağlıklı ilerlemesine katkı sağlayacağına değinen Dr. Öğr. Üyesi Çetin, şunları söyledi:</p>

<p>“Tedavi devam ederken madde ya da alkol kullanımına yönelik isteklerin ortaya çıkması da mümkündür. Ancak bu durum her şeyin kötüye gittiği anlamına gelmez. İstekle baş etmek ve bu süreçte yaşanan zorlukları hem tıbbi tedavi hem de psikoterapi desteğiyle yönetmek mümkündür. Bu nedenle kişinin umudunu kaybetmemesi gerekir.”</p>

<p><strong>Bağımlılıkla mücadelede en güçlü araç sağlıklı iletişim! </strong></p>

<p>Bağımlılıkla mücadelede ailelerin de dikkat etmesi gereken önemli noktalar bulunduğuna vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Bunların başında sağlıklı iletişim gelir.” dedi.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Çetin Bağımlılık riski taşıyan ya da tedavi süreci devam eden çocuk, eş ya da ebeveynle açık ve güvene dayalı iletişim kurabilmenin, sorunların erken fark edilmesini sağlayabileceğini ifade etti.</p>

<p><strong>Bağımlılıkta en önemli ipuçları çoğu zaman günlük yaşamın içinde gizli! </strong></p>

<p>Bir diğer önemli konunun ise gözlem olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Burada kastedilen, kişiyi sürekli takip etmek ya da dedektiflik yapmak değil; onun yaşamındaki değişimleri fark edebilmektir.” dedi.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Günlük yaşamında neler yaşadığı, ruh halinin nasıl olduğu, riskli davranışlar gösterip göstermediği ve sosyal hayatında belirgin değişiklikler olup olmadığı gözlemlenmeli. Ayrıca fizyolojik değişiklikler de dikkate alınmalı. Uyku düzenindeki bozulmalar, beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler ve son haftalar ya da aylar içinde ortaya çıkan açıklanamayan kilo kaybı veya kilo artışı, üzerinde durulması gereken önemli belirtiler arasında yer alır.”</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.sehrisoz.com/media/2026/06/gunluk-yasamda-gorulen-degisiklikler-bagimliligin-en-buyuk-isareti_6a3ac9a120252.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://www.sehrisoz.com/gunluk-yasamda-gorulen-degisiklikler-bagimliligin-en-buyuk-isareti/12429</link>
                <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 20:59:45 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz Aylarında Artan Enfeksiyonlara Dikkat</title>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarının gelmesiyle birlikte deniz, havuz, kamp ve tatil aktiviteleri artarken mide ve bağırsak enfeksiyonları da sık görülmeye başlayabiliyor. Sıcak havalarda gıdaların daha hızlı bozulabilmesi, ortak kullanım alanlarının yoğunlaşması ve hijyen kurallarına yeterince dikkat edilmemesi çeşitli enfeksiyonların ortaya çıkmasına zemin hazırlayabiliyor.</p>

<p> </p>

<p>Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Halil Genç, yaz aylarında görülen mide ve bağırsak enfeksiyonlarının önemli bir kısmının alınacak basit önlemlerle azaltılabileceğini belirterek konu hakkında bilgiler verdi.</p>

<p>Yaz Aylarında Enfeksiyon Riski Neden Artıyor?</p>

<p>Sıcak hava koşulları birçok bakteri ve mikroorganizmanın çoğalmasını kolaylaştırmaktadır. Uygun koşullarda saklanmayan et, tavuk, süt ürünleri ve deniz ürünleri de çeşitli gıda kaynaklı enfeksiyonlara neden olabilmektedir. Bunun yanı sıra havuzlar, su parkları ve ortak kullanım alanları da bazı enfeksiyonların yayılması açısından risk oluşturabilmektedir.</p>

<p> </p>

<p>Yaz döneminde görülen mide-bağırsak enfeksiyonları çoğunlukla ishal, karın ağrısı, mide bulantısı, kusma, halsizlik ve ateş gibi belirtilerle kendini gösterebilmektedir. Şikayetlerin şiddeti kişiden kişiye değişebilmekle birlikte çocuklar, ileri yaş grubundaki bireyler ve bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde daha dikkatli olunması gerekmektedir.</p>

<p>Havuz Suyu Yutmak Enfeksiyon Riskini Artırabiliyor</p>

<p>Havuzların düzenli olarak temizlenmesi ve uygun şekilde dezenfekte edilmesi enfeksiyon riskini azaltan önemli faktörler arasında yer alsa da hiçbir havuz tamamen risksiz kabul edilmemektedir. Havuz suyunun istemsiz olarak yutulması bazı bağırsak enfeksiyonlarının bulaşmasına neden olabilir.</p>

<p> </p>

<p>Çocukların havuzlarda daha uzun süre vakit geçirmesi ve su yutma eğilimlerinin fazla olması nedeniyle ailelerin bu konuda dikkatli olması önem taşımaktadır. İshal, mide bulantısı veya aktif enfeksiyon belirtileri bulunan kişilerin ortak havuzları kullanmamaları hem kendi sağlıkları hem de toplum sağlığı açısından önemlidir.</p>

<p>Açık Büfelerde ve Pikniklerde Nelere Dikkat Edilmeli?</p>

<p>Yaz tatillerinin vazgeçilmezlerinden biri olan açık büfeler ve açık hava organizasyonları, uygun hijyen kurallarına uyulmadığında gıda kaynaklı enfeksiyon riskini artırabilmektedir.</p>

<p>Uzun süre oda sıcaklığında bekleyen yiyeceklerde bakteri çoğalması hızlı olabilmektedir. Et, tavuk, balık, yumurta ve süt ürünlerinin uygun sıcaklıklarda muhafaza edilmesi önemli.</p>

<p> </p>

<p>Çiğ etlerin hazır tüketilecek gıdalarla temas etmesi de çapraz bulaşma olarak adlandırılan önemli bir hijyen sorununa yol açabilmektedir. Bu nedenle çiğ ve pişmiş gıdaların hazırlanması sırasında kullanılan ekipmanların ayrı olması ve el hijyenine dikkat edilmesi gerekir.</p>

<p>Sıvı Kaybı Hafife Alınmamalı</p>

<p>Mide ve bağırsak enfeksiyonlarının en önemli sonuçlarından biri vücudun sıvı ve elektrolit kaybetmesidir. Özellikle yaz sıcaklarının da etkisiyle bu kayıp daha hızlı gelişebilmektedir.</p>

<p> </p>

<p>İshal ve kusma yaşayan kişilerin yeterli miktarda sıvı tüketmeleri önemlidir. Çocuklarda, yaşlılarda ve kronik hastalığı bulunan bireylerde sıvı kaybı daha ciddi sonuçlara yol açabileceği için belirtilerin yakından takip edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Kamp ve Doğa Aktivitelerinde Su Tüketimine Dikkat</p>

<p>Doğada bulunan su kaynakları temiz görünse bile çeşitli mikroorganizmalar içerebilir. Bu nedenle kaynağı bilinmeyen suların doğrudan tüketilmemesi gerekir.</p>

<p> </p>

<p>Kamp ve doğa yürüyüşleri sırasında kullanılacak suların güvenilir kaynaklardan temin edilmesi, gerektiğinde uygun filtreleme veya kaynatma yöntemlerinin uygulanması enfeksiyon riskini azaltmaya yardımcı olabilir.</p>

<p>Çocuklar ve Yaşlılar Daha Fazla Risk Altında</p>

<p>Mide ve bağırsak enfeksiyonları her yaş grubunda görülebilse de çocuklar ve ileri yaş grubundaki bireylerde sıvı kaybı daha hızlı görülebilmektedir. Ayrıca bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde enfeksiyonların daha ağır seyretme riski bulunabilmektedir.</p>

<p> </p>

<p>Bu nedenle yüksek ateş, şiddetli karın ağrısı, uzun süren kusma, dışkıda kan görülmesi veya belirgin sıvı kaybı belirtilerinin ortaya çıkması durumunda sağlık kuruluşuna başvurulması önem taşımaktadır.</p>

<p> </p>

<p>Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Halil Genç, yaz aylarında görülen mide ve bağırsak enfeksiyonlarının büyük bölümünde hijyen kurallarına dikkat edilmesinin önemli olduğunu belirterek şu bilgileri paylaştı:</p>

<p> </p>

<p>“Yaz döneminde havuz kullanımı, açık büfe tüketimi ve dış ortam aktivitelerinin artması bazı enfeksiyonların görülme sıklığını artırabilmektedir. El hijyenine dikkat edilmesi, güvenilir gıda tüketilmesi, yeterli sıvı alınması ve havuz hijyeni konusunda bilinçli davranılması enfeksiyon riskinin azaltılmasına katkı sağlayabilir. Çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan bireylerde gelişen şikayetlerin yakından takip edilmesi önemlidir.”</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.sehrisoz.com/media/2026/06/yaz-aylarinda-artan-enfeksiyonlara-dikkat_6a356f26253fc.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://www.sehrisoz.com/yaz-aylarinda-artan-enfeksiyonlara-dikkat/12398</link>
                <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 19:31:27 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp Dostu Beslenmede Doğru Yağ Tercihi Neden Önemli?</title>
                                    <description>Kalp ve damar hastalıkları, dünya genelinde olduğu gibi Türkiye&#039;de de en önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor. Uzmanlar, kalp sağlığını korumada düzenli fiziksel aktivite, kaliteli uyku, sigaradan uzak durma ve dengeli beslenmenin temel rol oynadığına dikkat çekiyor. Beslenme söz konusu olduğunda ise tükettiğimiz besinlerin niteliği de önem taşıyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda beslenme bilimi alanında yapılan çalışmalar, yağlara yönelik bakış açısının değişmesine katkı sağladı. Kalp ve damar hastalıklarından korunmada yağlar artık yalnızca doymuş yağ içerikleri üzerinden değil; yağ asidi profilleri, beslenme düzenindeki yerleri ve kullanım özellikleriyle birlikte değerlendiriliyor. Özellikle palm yağı etrafında yürütülen bilimsel tartışmalar da yağlara ilişkin bu daha bütüncül yaklaşımın öne çıkmasına katkı sağlıyor. Örneğin palm yağı, hem palmitik asit hem de zeytinyağında bulunan tekli doymamış yağ asidi olan oleik asidi içeriyor. Bu bileşimsel özellik, palm yağının beslenmedeki rolüne ilişkin daha dengeli ve kapsamlı değerlendirmelerin yapılmasında önemli bir unsur olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan <strong>İstanbul Arel Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ceren Türkcan</strong>, yağların sağlık üzerindeki etkilerinin tek bir parametre üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirtiyor: “Kalp sağlığını korumak için tek bir besini suçlamak ya da tek bir besini mucizevi görmek doğru bir yaklaşım değil. Yağların sağlık üzerindeki etkilerini değerlendirirken içerdiği yağ asitleri, bireyin genel beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzı birlikte ele alınmalıdır. Bilimsel yaklaşım giderek daha bütüncül bir noktaya ilerliyor.”</p>

<p><strong>Yağlara Dair Ezberler Yeniden Değerlendiriliyor</strong></p>

<p>Uzmanlara göre bugün yağlar yalnızca doymuş veya doymamış yağ içerikleri üzerinden değerlendirilmiyor. Zeytinyağı, fındık yağı, ayçiçek yağı, keten tohumu yağı ve palm yağı gibi farklı yağ türleri, sahip oldukları yağ asidi profilleri ve kullanım alanları doğrultusunda bilimsel araştırmaların konusu olmaya devam ediyor. Palm yağının kendine özgü yağ asidi bileşimi, yağa yüksek oksidatif stabilite kazandırıyor. Bu özellik, palm yağını Türk mutfağında yaygın olarak kullanılan yüksek sıcaklıkta pişirme uygulamaları için uygun bir seçenek haline getiriyor.</p>

<p>Doç. Dr. Türkcan, özellikle palm yağı etrafında yürütülen tartışmaların son yıllarda daha bilimsel bir zemine taşındığını belirterek şu değerlendirmeyi yapıyor: “Palm yağı uzun yıllar ağırlıklı olarak doymuş yağ içeriği üzerinden değerlendirildi. Ancak günümüzde bilim dünyası, palm yağı dahil tüm yağ türlerini daha geniş bir perspektifle ele alıyor. Her yağın kendine özgü bir bileşimi ve kullanım alanı bulunuyor. Bu nedenle değerlendirmelerin tek bir kriter üzerinden değil, mevcut bilimsel verilerin tamamı dikkate alınarak yapılması gerekiyor. Ayrıca palm yağı, dünya genelinde önemli bir nüfusun uygun maliyetli beslenmeye erişiminde önemli bir rol oynuyor ve gıda üretimindeki fonksiyonel özellikleri birçok ürün kategorisinde uzun yıllardır kabul görülüyor.” </p>

<p><strong>Kalp Sağlığında Büyük Resim</strong></p>

<p>Kalp-damar sağlığını yalnızca kolesterol düzeyleri üzerinden değerlendirmenin yeterli olmadığını vurgulayan Türkcan, sağlıklı yaşamın birçok faktörün bir araya gelmesiyle mümkün olduğunu belirtiyor: “Kalp sağlığını korumanın yolu tek bir besine odaklanmaktan geçmiyor. Genel beslenme modeli, fiziksel aktivite, uyku düzeni, inflamasyon düzeyi ve metabolik denge birlikte değerlendirilmelidir. Yağlar konusunda da önemli olan, doğru yağı doğru amaçla ve doğru koşullarda kullanabilmektir. Bu bağlamda palm yağının ısıl stabilitesi, uzun raf ömrü ve çok yönlü yapısal özellikleri; hem mutfak uygulamalarında hem de gıda üretiminde geniş bir kullanım alanı için fonksiyonel açıdan uygun bir seçenek olmasını sağlıyor.”</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.sehrisoz.com/media/2026/06/kalp-dostu-beslenmede-dogru-yag-tercihi-neden-onemli_6a30407c10f6a.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://www.sehrisoz.com/kalp-dostu-beslenmede-dogru-yag-tercihi-neden-onemli/12375</link>
                <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 21:11:32 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Bel Ağrıları Basit Önlemlerle Kontrol Altına Alınabilir</title>
                                    <description>Bel ve sırt ağrıları doğru alışkanlıklarla kontrol altına alınabiliyor. Atabay Medikal Direktörü ve Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Murat Yaycı, vücudun hareket ettikçe güçlendiğini ve korunduğunu vurgulayarak “Beli yormayacak 30 dakikalık tempolu yürüyüşler ve esneme egzersizleri bel ağrısına iyi gelen çözümler arasında yer alıyor” dedi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Bel ve sırt ağrısı, pek çok kişinin hayatının bir döneminde karşılaştığı yaygın bir sorun. Bazen birkaç gün içinde kendiliğinden geçerken, bazen haftalarca sürebiliyor. Özellikle uzun süre oturanlar, masa başında çalışanlar ya da gün içinde yeterince hareket etmeyen kişiler bu durumdan daha sık etkileniyor. Atabay Medikal Direktörü ve Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Murat Yaycı, ağrının süresinin ve nedeninin doğru değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Bel ağrısının her zaman aynı şekilde ilerlemediğine işaret eden Dr. Yaycı, “Burada temel ayrım, ağrının ne kadar sürdüğüdür. Kısa süreli bel ağrıları genellikle birkaç gün ile birkaç hafta arasında sürer ve çoğu zaman basit yöntemlerle kontrol altına alınabilir. Ancak ağrı 6 haftadan uzun sürüyorsa, bu durum daha dikkatli bir yaklaşım gerektirir. Ağrının süresi uzadıkça değerlendirme ve tedavi yaklaşımı da değişmelidir” dedi.</p>

<p><b>Doktorun önerdiği ilaçlar kullanılmalı</b></p>

<p>Günlük hayatta uygulanabilecek basit adımların çoğu zaman yeterli olabildiğini dile getiren Dr. Yaycı, “Ağrıyı hafifletmek için doktorunuzun önerdiği bir ağrı kesici ilaç etkili olabilir. İlaç kullanımında mutlaka bilinçli olunması gerekiyor. Özellikle şiddetli ağrılarda hekime danışılması büyük önem taşıyor. Öte yandan, beli yormayacak 30 dakikalık tempolu yürüyüş ve esneme egzersizleri, omurga hizasında duruş pozisyonunu korumak, bel yastığı kullanmak, günde 3 kez 15'er dakikalık soğuk kompres yapmak, 15 dakikalık sıcak banyo veya sıcak su torbası koymak bel ağrısına iyi gelen çözümlerdir” diye konuştu.</p>

<p>Dr. Murat Yaycı bel ağrısına iyi gelecek uygulamaları şöyle sıraladı:</p>

<ul>
	<li>Beli yormadan yürüme ve bisiklet sürme gibi egzersizler yapmak.</li>
	<li>Duruş, oturma ve uyku pozisyonunu değiştirmek.</li>
	<li>Bele soğuk ve/veya sıcak su torbası ile kompres uygulamak.</li>
	<li>Kas gevşetici kremler kullanmak.</li>
	<li>İyi ve sağlıklı beslenmek.</li>
	<li>Kiloyu sağlıklı düzeyde tutmak.</li>
	<li>Yüksek topuklu gibi beli zorlayan ayakkabı kullanımını bırakmak.</li>
	<li>Stres ve kaygıdan uzak durmak.</li>
</ul>

<p><b>Ağrıya karşı aktiviteleri mümkün olduğunca sürdürmeli ve hafif hareket etmeli</b></p>

<p>Bel ağrısı olan birçok kişinin hareket etmekten kaçındığına dikkat çeken Dr. Murat Yaycı, bunun yaygın bir yanılgı olduğunu söyledi. Dr. Yaycı şöyle konuştu: “Uzun süre hareketsiz kalmak, kasların zayıflamasına neden olur ve iyileşme sürecini uzatabilir. Bu nedenle tamamen dinlenmek yerine, günlük aktiviteleri mümkün olduğunca sürdürmek ve hafif hareket etmek daha doğru bir yaklaşımdır. Bu da doğal bir çözüm olan endorfin salgılanmasını sağlar, bel ağrısı semptomlarını hafifletir.”</p>

<p><b>“Günlük yaşamdaki küçük düzenlemeler ağrı üzerinde belirgin fark yaratabilir”</b></p>

<p>Bel ağrısı çoğu zaman günlük yaşam alışkanlıklarıyla doğrudan ilişkili. Uyku pozisyonu bunlardan biri. Yan yatarken dizlerin arasına yastık koymak veya sırt üstü yatarken dizlerin altını desteklemek belin daha rahat bir pozisyonda kalmasını sağlar. Dr. Yaycı, “Küçük düzenlemeler ağrı üzerinde belirgin fark yaratabilir. Kas gerginliğini azaltmak da önemlidir. Gün içinde veya yatmadan önce yapılan basit nefes egzersizleri, kasların gevşemesine yardımcı olabilir. Ayrıca fazla kilo, bel bölgesine ekstra yük bindirerek ağrıyı artırabilir. Bu nedenle dengeli beslenme ve kilo kontrolü de önemli bir faktördür” dedi. Bel sağlığında en önemli unsurlardan birinin düzenli hareket olduğunu vurgulayan Dr. Murat Yaycı, “Yürüyüş, yüzme, yoga ve pilates gibi aktiviteler kasların güçlenmesine, esnekliğin artmasına ve ağrının tekrar etme riskinin azalmasına katkı sağlar. Vücut hareket ettikçe güçlenir ve kendini korur” ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.sehrisoz.com/media/2026/06/bel-agrilari-basit-onlemlerle-kontrol-altina-alinabilir_6a30401153549.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://www.sehrisoz.com/bel-agrilari-basit-onlemlerle-kontrol-altina-alinabilir/12374</link>
                <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 21:09:02 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Sınav öncesi gıda zehirlenmesine dikkat!</title>
                                    <description>Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavına saatler kala yurt genelinde etkisini sürdüren sıcak hava, başta gıda zehirlenmesi olmak üzere bazı riskleri beraberinde getiriyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Senem Azizzade “LGS öncesine denk gelen aşırı sıcaklarda yeterli su tüketimi, güneş altında uzun süre kalmaktan kaçınılması ve dışarıda beklemiş gıdaların tüketilmemesi son derece önem taşıyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavına saatler kala yurt genelinde etkisini sürdüren sıcak hava, başta gıda zehirlenmesi olmak üzere bazı riskleri beraberinde getiriyor<strong>. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Senem Azizzade </strong>“LGS öncesine denk gelen aşırı sıcaklarda yeterli su tüketimi, güneş altında uzun süre kalmaktan kaçınılması ve dışarıda beklemiş gıdaların tüketilmemesi son derece önem taşıyor. Yüksek sıcaklıklar; özellikle tavuk, et, süt ve yumurta içeren ürünlerde bozulma riskini artırırken, buna bağlı gelişebilecek mide-bağırsak sorunları öğrencilerin sınav öncesindeki fiziksel ve zihinsel performansını olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle hem güvenilir kaynaklardan beslenmek hem de sindirimi zorlayabilecek yiyeceklerden uzak durmak gerekiyor” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Senem Azizzade, LGS öncesi uzak durulması gereken besinleri ve sağlıklı beslenmenin püf noktalarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><strong>Açıkta satılan tavuk ve et ürünleri </strong></p>

<p> </p>

<p>Tavuk ve et ürünleri, sıcak havalarda en hızlı bozulan ve risk oluşturan besin gruplarının başında geliyor. Uygun sıcaklıkta saklanmayan veya uzun süre dışarıda bekletilen ürünlerde bakteri üremesi hızlanıyor. Özellikle dışarıda satılan ve saklama koşullarından emin olunamayan tavuk ve et ürünlerinin tüketiminden kaçınılması büyük önem taşır. </p>

<p> </p>

<p><strong>Mayonezli ve kremalı ürünler</strong></p>

<p> </p>

<p>Mayonez, krema ve süt bazlı soslar sıcak hava koşullarında çabuk bozulur. Uzun süre dışarıda bekleyen sandviçler, salatalar ve kremalı tatlılar sindirim sistemi şikayetlerine neden olabilir. Bu nedenle tazeliğinden emin olunmayan ve açıkta satılan ürünlerin tüketilmemesi gerekir. </p>

<p> </p>

<p><strong>Açıkta satılan gıdalar</strong></p>

<p> </p>

<p>Açıkta satılan yiyecekler yalnızca sıcaklıktan değil; toz, kir ve çevresel mikroorganizmalardan da etkilenebiliyor. Hijyen koşullarının yeterince kontrol edilemediği bu ürünler, özellikle sınav öncesinde sağlık riski oluşturabilir.</p>

<p> </p>

<p><strong>Ağır yağlı ve kızartılmış besinler</strong></p>

<p><strong> </strong></p>

<p>Kızartmalar ve yüksek yağ içeren fast-food ürünleri mideyi yorarak sindirimi zorlaştırabiliyor. Şişkinlik, mide yanması ve rahatsızlık hissi oluşturabilen bu besinler aynı zamanda gün içinde enerji düşüklüğüne de neden olabiliyor. Sınav öncesinde daha hafif ve dengeli öğünlerin tercih edilmesi önemlidir.</p>

<p> </p>

<p><strong>Aşırı şeker içeren atıştırmalıklar </strong></p>

<p> </p>

<p>Şekerli yiyecekler kısa süreli enerji artışı sağlasa da kan şekerinde hızlı dalgalanmalara yol açabiliyor. Bu durum dikkat süresinde azalma, yorgunluk hissi ve odaklanma güçlüğü oluşturabiliyor. Ara öğünlerde taze meyve, süt veya yoğurt gibi seçenekler daha dengeli bir tercih olacaktır.</p>

<p> </p>

<p><strong>İlk kez denenecek besinler</strong></p>

<p> </p>

<p>Sınav öncesinde, geçmişte tüketilmeyen yiyeceklere yönelmek sindirim sistemi açısından risk oluşturabilir. Beklenmedik mide rahatsızlıkları veya alerjik reaksiyonların önüne geçebilmek için alışılmış ve güvenilir besinlerin tercih edilmesi daha doğru olacaktır.</p>

<p> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.sehrisoz.com/media/2026/06/sinav-oncesi-gida-zehirlenmesine-dikkat_6a2b0e09069b5.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://www.sehrisoz.com/sinav-oncesi-gida-zehirlenmesine-dikkat/12357</link>
                <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 22:30:44 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Test yaptırmadan takviye kullanmayın</title>
                                    <description>Günümüzde vitamin ve takviye ürünlerine ilgi hızla artıyor. Ancak bilinçsiz vitamin ve takviye kullanımı sağlık açısından risk oluşturabiliyor. Takviyelerin gerekli durumlarda ve hekim kontrolünde kullanılması gerekiyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde vitamin ve takviye ürünlerine ilgi hızla artıyor. Ancak bilinçsiz vitamin ve takviye kullanımı sağlık açısından risk oluşturabiliyor. Takviyelerin gerekli durumlarda ve hekim kontrolünde kullanılması gerekiyor. Yoğun yaşam temposu, stres ve daha sağlıklı olma isteği, vitamin ve takviye ürünlerine yönelimi artırıyor. Sağlıklı yaşam için öncelikle sağlıklı beslenme, düzenli yaşam ve temel koruyucu sağlık önlemlerinin alınması önem taşıyor. Memorial Ankara Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Ali Akçay, doğru vitamin ve takviye kullanımı hakkında bilgi verdi. </p>

<p><strong>En sık D vitamini ve B vitamini eksikliği görülüyor</strong></p>

<p>Toplumda en yaygın görülen eksikliklerin başında D vitamini ve B grubu vitaminleri gelmektedir. Vitamin eksiklikleri genellikle halsizlik, çabuk yorulma ve odaklanma güçlüğü gibi belirtilerle ortaya çıkıyor.</p>

<p><strong>Test yaptırmadan takviye kullanmayın</strong></p>

<p>Vitaminlerin de birer kimyasal madde olduğu unutulmamalıdır. Gelişigüzel kullanım fayda sağlamayabileceği gibi yan etkilere de yol açabilmektedir. Takviye kullanımına başlamadan önce hekim değerlendirmesi önerilmektedir. </p>

<p><strong>Takviye ihtiyacı duyulan gruplar;</strong></p>

<p>Sağlıklı yemek seçimi yapamayacak yaşta olan gelişim çağındaki çocuklar ve ileri yaştaki bireyler en sık vitamin eksiliğine maruz kalırlar. Bunların dışında;</p>

<ul>
	<li>Gebeler ve emziren anneler</li>
	<li>Düzenli ilaç kullananlar</li>
	<li>Veganlar ya da özel diyet uygulayanlar</li>
	<li>Önceden var olan eksikliklerle gelen yeni göçmenler</li>
	<li>Önemli yoksulluk yaşayanlar</li>
	<li>Alkol kullanım bozukluğu olanlar</li>
	<li>Bağırsak emilim bozukluğu olanlar</li>
	<li>Sınırlı güneş ışığına maruz kalanlar</li>
	<li>Mide ve bağırsak cerrahisi öyküsü olanlar</li>
	<li>Zayıflama iğneleri kullananlar</li>
	<li>Doğuştan metabolizma bozuklukları olan hastalar</li>
	<li>Hemodiyalize giren hastalar gibi çeşitli özel hasta gruplarında görülür</li>
</ul>

<p><strong>“Doğal” olması güvenli olduğu anlamına gelmiyor</strong></p>

<p>Bitkisel veya doğal olarak pazarlanan ürünlerin tamamı güvenli olmayabilir. Birçok takviyenin etkinlik ve güvenilirliğine ilişkin bilimsel verilerin sınırlı olduğu bilinmektedir. </p>

<p><strong>Fazla vitamin sağlığı tehdit edebilir</strong></p>

<p>Özel mağazalardan, internetten ve hatta eczanelerden temin edilebilen çok yüksek etkili vitaminleri alan kişilerde, tek tek vitaminlerin zararlı seviyelerine kolayca ulaşılabilir. Hap başına doz yüksek olmasa bile, çok sayıda hap alınarak da yüksek dozlara ulaşılabilir. Suda çözünen vitaminler (B ve C vitaminleri) vücutta birikmediği için genellikle yüksek dozlarda zararsızdır ve yan etkiler yalnızca önerilen günlük alım miktarının binlerce katı dozlarda ortaya çıkar. Ancak önerilen dozun 10-25 katı dozda C vitamini alındıktan sonra böbrek taşı riski artmaktadır.</p>

<p>Yağda çözünen vitaminler (A, D, E, K vitaminleri) vücutta birikme yapabildikleri için suda çözünen vitaminlerden daha fazla zararlı etkilere sahiptir. D vitamini, bazı kişilerde günlük 4000 ünite (önerilen üst sınır) kadar düşük dozlarda bile kanda kalsiyum seviyelerinin artmasına ve böbrek taşı gelişimine neden olabilir. Gebelikte A vitamini, önerilen günlük alım miktarının birkaç katı kadar düşük dozlarda bile teratojeniktir. A vitaminin sigara içme veya asbest maruziyeti nedeniyle yüksek risk altında olan yetişkinlerde akciğer kanseri riskini artırdığı görülmektedir. Günlük 400 ünitenin üzerindeki E vitamini takviyesinin tüm nedenlere bağlı ölüm oranında artışla ilişkili olabileceğine dair endişeler vardır.</p>

<p><strong>Takviyeler mucize değil</strong></p>

<p>Vitamin ve mineral takviyelerinin kilo verme, enerji artırma veya genç kalma konusunda sağlıklı bireylerde belirgin bir fayda sağladığı bilimsel olarak kanıtlanmış değil. Dengeli beslenen kişilerde rutin takviye kullanımı genellikle önerilmemektedir. Mevsim değişikliklerinde de herkesin vitamin kullanması gerekmez. Takviye ihtiyacının kişiye özel değerlendirilmesi gerekmektedir. </p>

<p><strong>Öncelik sağlıklı yaşam olmalı</strong></p>

<p>Vitamin eksikliklerini önlemede en etkili yöntem dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, yeterli güneş ışığı ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmaktır. Takviye kullanımı ise yalnızca gerekli görülen durumlarda doktor kontrolünde planlanmalıdır.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.sehrisoz.com/media/2026/06/test-yaptirmadan-takviye-kullanmayin_6a2b0cbd8f8da.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://www.sehrisoz.com/test-yaptirmadan-takviye-kullanmayin/12356</link>
                <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 22:29:14 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıkta Doğadan Bilime Uzanan Yolculuk: Dr. Gula</title>
                                    <description>Günümüz sağlık dünyasında, geleneksel bilgelik ile modern tıbbın metodolojisini kurumsal bir çatı altında birleştiren &quot;Dr. Gula&quot;, sağlıkta ezberleri bozmaya hazırlanıyor. Arkasına güçlü bir holding yapısını ve alanında uzman profesörlerden oluşan dev bir bilim kurulunu alan marka, 52 özgün ürünüyle sağlıklı yaşam vizyonuna akademik bir standart getiriyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlıklı yaşam arayışının giderek önem kazandığı günümüzde, geleneksel bilgi birikimini modern bilimsel yöntemlerle buluşturan girişimler dikkat çekmeye devam ediyor. Bu alanda öne çıkan markalardan biri olan Dr. Gula, binlerce yıllık Uygur tıbbı mirasını akademik çalışmalar ve ileri teknoloji üretim süreçleriyle bir araya getirerek sağlık sektöründe yeni bir vizyon ortaya koyuyor.</p>

<p> </p>

<p>Güçlü bir holding yapısının desteğiyle faaliyetlerini sürdüren marka, alanında uzman profesörlerden oluşan bilim kurulunun rehberliğinde geliştirdiği ürünlerle doğal yaşam ve koruyucu sağlık anlayışına katkı sunmayı hedefliyor. Toplam 52 üründen oluşan geniş ürün yelpazesiyle dikkat çeken Dr. Gula, geleneksel yöntemlerin günümüz bilimsel standartları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği anlayışını benimsiyor.</p>

<p> </p>

<p>Kadim Bilgeliğin Modern Yorumu</p>

<p> </p>

<p>İnsanlık tarihi boyunca farklı medeniyetlerin sağlık alanında geliştirdiği uygulamalar, günümüzde bilimsel araştırmaların ışığında yeniden inceleniyor. Uygur tıbbı da bu kadim miraslardan biri olarak öne çıkıyor. Dr. Gula, bu köklü bilgi birikimini modern laboratuvar teknolojileriyle bir araya getirerek geleneksel ile çağdaş yaklaşım arasında bir köprü kurmayı amaçlıyor.</p>

<p> </p>

<p>Markanın temel yaklaşımı, doğadan elde edilen içeriklerin akademik değerlendirmelerden geçirilerek belirli kalite standartları doğrultusunda hazırlanmasına dayanıyor. Bu yönüyle Dr. Gula, doğal ürünler alanında güven, şeffaflık ve bilimsel yaklaşımı ön plana çıkaran bir model ortaya koyuyor.</p>

<p> </p>

<p>Koruyucu Sağlık Anlayışına Katkı</p>

<p> </p>

<p>Modern yaşamın getirdiği yoğun tempo, stres ve çevresel faktörler bireylerin yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor. Bu noktada koruyucu sağlık uygulamaları her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Dr. Gula da geliştirdiği ürünlerle bireylerin sağlıklı yaşam alışkanlıklarını desteklemeyi ve yaşam kalitesinin korunmasına katkı sunmayı hedefliyor.</p>

<p> </p>

<p>Uzmanların da sıklıkla vurguladığı gibi, sağlıklı bir yaşam yalnızca hastalık dönemlerinde değil, günlük yaşamın her aşamasında sürdürülebilir alışkanlıklarla mümkün oluyor. Marka, bu anlayışı merkezine alarak doğal yaşamı destekleyen bütüncül bir yaklaşım benimsiyor.</p>

<p> </p>

<p>Akademik Destek ve Kurumsal Güç</p>

<p> </p>

<p>Dr. Gula’yı benzer girişimlerden ayıran en önemli özelliklerden biri, akademik danışmanlık süreçlerine verdiği önem olarak gösteriliyor. Profesörlerden oluşan bilim kurulunun katkılarıyla geliştirilen ürünler, kurumsal yapının sağladığı üretim ve lojistik gücüyle Türkiye’nin dört bir yanındaki tüketicilere ulaştırılıyor.</p>

<p> </p>

<p>Geleneksel sağlık mirasını modern bilimin rehberliğinde yeniden yorumlayan Dr. Gula, doğal yaşam ve koruyucu sağlık alanında oluşturduğu vizyonla sektörün dikkat çeken markalarından biri olmayı hedefliyor. Kadim bilgeliğin çağdaş dünyanın ihtiyaçlarıyla buluştuğu bu yaklaşım, sağlık alanındaki yeni arayışlara farklı bir perspektif kazandırıyor</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.sehrisoz.com/media/2026/06/saglikta-dogadan-bilime-uzanan-yolculuk-dr-gula_6a298d803df14_h.jpg</image>
                                <category>Sağlık,İş Dünyası</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://www.sehrisoz.com/saglikta-dogadan-bilime-uzanan-yolculuk-dr-gula/12347</link>
                <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 19:09:27 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Türk Mutfağı Haftası’nda Geleneksel Lezzetler Yeniden Gündemde</title>
                                    <description>Türk mutfak kültürünün kuşaktan kuşağa aktarılan lezzetleri, Türk Mutfağı Haftası kapsamında yeniden gündeme geldi. Kurban Bayramı’nın da yaklaşmasıyla birlikte geleneksel bayram sofralarının vazgeçilmez tatları arasında yer alan kavurma, mutfak kültürünün en güçlü simgelerinden biri olarak öne çıkıyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Kurban Bayramı yaklaşırken birçok evde bayram hazırlıkları hız kazanırken, geleneksel sofraların vazgeçilmez lezzetleri de yeniden gündeme gelmeye başladı. Türk mutfak kültürünün en köklü yemeklerinden biri olarak görülen kavurma, yalnızca bir bayram yemeği değil; aynı zamanda paylaşım kültürünün ve kuşaktan kuşağa aktarılan sofra geleneğinin önemli bir parçası olarak öne çıkıyor.</p>

<p>İstanbul’da da bayram boyunca geleneksel lezzetlere yönelik hareketliliğin artması bekleniyor. Ortaköy’de hizmet veren Konyalı Ferdi Usta, kavurmadan tandıra, çorbalardan fırın yemeklerine uzanan mutfak kültürüyle bayram sofralarının öne çıkan adresleri arasında yer alıyor. Türk Mutfağı Haftası’nın da etkisiyle geleneksel tariflere yönelik ilginin arttığı bu dönemde, köklü lezzetlerin yeniden ön plana çıktığı görülüyor.</p>

<p> </p>

<p><strong>İyi Kavurmanın İlk Adımı Doğru Et Seçimi</strong></p>

<p>Kavurmanın lezzetini belirleyen en önemli unsurların başında et seçimi geliyor. Sinir oranı düşük, doğru bölgeden seçilmiş ve tazeliğini koruyan etler, pişirme sürecinde lezzetini daha güçlü şekilde ortaya çıkarıyor. Uzmanlara göre etin hazırlanış biçimi de sonucu doğrudan etkiliyor. Özellikle parçaların ideal büyüklükte doğranması, etin suyunu korumasına yardımcı olurken kavurmanın sertleşmeden kıvamını bulmasını sağlıyor. Konyalı Ferdi Usta’da da kavurma hazırlığında yumuşaklık ve lezzet dengesi gözetilerek seçilen etler tercih ediliyor.</p>

<p> </p>

<p><strong>Sabırlı Pişirme Lezzetin Temel Kuralları Arasında Gösteriliyor</strong></p>

<p>Mutfak uzmanlarına göre kavurma, aceleye gelmeyen yemekler arasında yer alıyor. Yüksek ateşte kısa sürede pişirilen etin suyunu kaybederek sertleşebileceğine dikkat çekilirken, kontrollü ateş ve doğru süre kullanımının lezzeti doğrudan etkilediği belirtiliyor. Konyalı Ferdi Usta’da kavurma, etin kendi suyunda pişmesine imkan tanıyan bir anlayışla hazırlanıyor. Pişirme sürecinde etin dokusu ve kıvamı dikkatle takip edilirken amaç; etin yumuşaklığını koruyarak kavurmanın kendine özgü yoğun lezzetini ortaya çıkarmak olarak öne çıkıyor.</p>

<p> </p>

<p><strong>Ortaköy’de Geleneksel Lezzetlere İlgi Artıyor</strong></p>

<p>Bayram dönemlerinde geleneksel mutfak kültürünü yaşatan adreslere ilginin arttığı görülüyor. İstanbul’un hareketli noktalarından Ortaköy’de hizmet veren Konyalı Ferdi Usta da kavurmadan tandıra uzanan mutfak kültürüyle öne çıkan mekanlar arasında yer alıyor. Et yemeklerinde kaliteyi merkeze alan yaklaşımıyla dikkat çeken mekan, bayram döneminde geleneksel lezzet arayışında olanları ağırlamaya hazırlanıyor.</p>

<p> </p>

<p><strong>Türk Mutfağı Haftası’nda Geleneksel Lezzetler Yeniden Gündemde</strong></p>

<p>21–27 Mayıs tarihleri arasında kutlanan Türk Mutfağı Haftası kapsamında değerlendirmelerde bulunan Konyalı Ferdi Usta Kurucusu Ferdi Çelikbağ, kavurma gibi köklü lezzetlerin kültürel değer taşıdığına dikkat çekerek, “Türk mutfağı, kuşaktan kuşağa aktarılan çok güçlü bir lezzet hafızasına sahip. Kavurma da bu hafızanın en özel tatlarından biri. Bizim için önemli olan, bu geleneksel lezzetleri bugünün misafirlerine aynı özenle sunabilmek. Türk Mutfağı Haftası, sahip olduğumuz mutfak mirasını hatırlamak ve yaşatmak adına çok kıymetli.” dedi.</p>

<p> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.sehrisoz.com/media/2026/05/turk-mutfagi-haftasinda-geleneksel-lezzetler-yeniden-gundemde_6a109e47a1c67_h.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://www.sehrisoz.com/turk-mutfagi-haftasinda-geleneksel-lezzetler-yeniden-gundemde/12260</link>
                <pubDate>Fri, 22 May 2026 21:17:56 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Kolon kanseri en hızlı artış gösteren türlerden biri</title>
                                    <description>Kanser görülme sıklığı dünyada ve ülkemizde artarken; yaşam tarzındaki değişiklikler, obezite, çevresel faktörler ve metabolik hastalıklar bazı kanser türlerini daha da yaygınlaştırıyor. Özellikle sindirim sistemi ve hormonlarla ilişkili kanser türlerinde dikkat çekici bir yükseliş yaşanıyor. Memorial Şişli Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Serkan Keskin, görülme sıklığı artan kanser türleri hakkında bilgi verdi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Kanser görülme sıklığı dünyada ve ülkemizde artarken; yaşam tarzındaki değişiklikler, obezite, çevresel faktörler ve metabolik hastalıklar bazı kanser türlerini daha da yaygınlaştırıyor. Özellikle sindirim sistemi ve hormonlarla ilişkili kanser türlerinde dikkat çekici bir yükseliş yaşanıyor. Memorial Şişli Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Serkan Keskin, görülme sıklığı artan kanser türleri hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Kolon kanseri en hızlı artış gösteren türlerden biri </strong></p>

<p>Kolon kanseri hem dünyada hem de Türkiye’de artış eğilimi gösteren kanserlerin başında gelmektedir. Liften fakir beslenme, işlenmiş gıda tüketimi, hareketsiz yaşam ve obezite bu artışta belirleyici rol oynamaktadır. Tarama programlarının yaygınlaştırılması erken tanı açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>Pankreas kanseri artış trendi ile öne çıkıyor</strong></p>

<p>Pankreas kanseri görülme sıklığı artan kanser türleri arasında yer almaktadır. Obezite, diyabet ve sigara kullanımı en önemli risk faktörleri olarak bilinmektedir. Erken dönemde belirti vermemesi nedeniyle tanı çoğu zaman ileri evrede konulmaktadır. Pankreas kanserinden korunmak için düzenli sağlık taramaları büyük önem taşımaktadır. </p>

<p><strong>Karaciğer kanseri metabolik hastalıklarla birlikte yükseliyor</strong></p>

<p>Karaciğer kanseri özellikle yağlı karaciğer hastalığı ve metabolik sendrom ile birlikte daha sık görülmektedir. Viral hepatitlerin yanı sıra obeziteye bağlı karaciğer hastalıkları bu artışta önemli rol oynamaktadır.</p>

<p><strong>Rahim (endometrium) kanseri obezite ile paralel artıyor</strong></p>

<p>Endometrium kanseri obezite oranlarındaki artışa paralel olarak daha sık görülmektedir. Hormonal dengenin değişmesi ve insülin direnci bu süreçte etkili olmaktadır.</p>

<p><strong>Safra yolu ve safra kesesi kanserlerinde artış gözlemleniyor</strong></p>

<p>Daha nadir görülmesine rağmen safra yolu ve safra kesesi kanserlerinde son yıllarda artış dikkat çekmektedir. Safra taşları, kronik inflamasyon ve bazı enfeksiyonlar bu artışta rol oynamaktadır. Tanı yöntemlerinin gelişmesiyle daha fazla vakanın saptanması da bu tabloya katkı sağlamaktadır.</p>

<p><strong>Böbrek ve tiroid kanserlerinde daha fazla tanı konuluyor</strong></p>

<p>Böbrek kanserinde obezite ile ilişkili bir artış söz konusu olmaktadır. Tiroid kanserinde ise artışın önemli bir kısmı görüntüleme yöntemlerinin yaygınlaşmasına bağlı olarak daha fazla tanı konulmasından kaynaklanmaktadır.</p>

<p><strong>Meme kanseri en sık görülen kanserlerden biri olmaya devam ediyor</strong></p>

<p>Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olmayı sürdürmektedir. Görülme sıklığındaki artışın bir kısmı erken tanı yöntemlerinin yaygınlaşmasına bağlı olarak daha fazla vakanın saptanmasından kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte geç yaşta doğum, emzirme süresinin kısalması, hormonal faktörler ve yaşam tarzı değişiklikleri de bu artışta etkili olmaktadır.</p>

<p><strong>Akciğer kanserinde risk profili değişiyor</strong></p>

<p>Akciğer kanseri dünya genelinde en sık görülen ve en fazla ölüme neden olan kanser türlerinden biri olmaya devam etmektedir. Sigara en önemli risk faktörü olmayı sürdürmektedir. Ancak son yıllarda sigara içmeyen bireylerde de akciğer kanseri görülme oranında artış dikkat çekmektedir. Hava kirliliği, pasif sigara maruziyeti ve çevresel toksinler bu tabloda etkili olmaktadır. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan bireylerde bu risk daha belirgin hale gelmektedir Yaşam tarzı ve çevresel faktörler oldukça belirleyici </p>

<p>Kanser gelişiminde genetik faktörlerin yanı sıra yaşam tarzı ve çevresel etkiler giderek daha belirleyici hale gelmektedir. Sağlıksız beslenme, fiziksel hareketsizlik, sigara ve hava kirliliği birçok kanser türü için ortak risk faktörleri arasında yer almaktadır.</p>

<p><strong>Erken tanı ve korunma stratejilerinin öne çıkması gerekiyor</strong></p>

<p>Kanserle mücadelede yalnızca tedavi değil, erken tanı ve riskin azaltılması da büyük önem taşımaktadır. Tarama programlarına katılım, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi ve düzenli kontroller hastalığın kontrol altına alınmasında kritik rol oynamaktadır.</p>

<p> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.sehrisoz.com/media/2026/05/kolon-kanseri-en-hizli-artis-gosteren-turlerden-biri_6a0240e5324e6.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://www.sehrisoz.com/kolon-kanseri-en-hizli-artis-gosteren-turlerden-biri/12207</link>
                <pubDate>Mon, 11 May 2026 23:40:28 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Hantavirüs Bir Salgına Dönüşür mü?</title>
                                    <description>Güney Atlantik’te seyreden seyahat gemisindeki bir yolcuda 4 mayıs günü doğrulanan hantavirüs enfeksiyonu sonrasında 3 kişinin hayatını kaybetmesiyle, “Acaba yeniden bir salgın mı geliyor?” sorusu gündemi meşgul etmeyi sürdürüyor. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniği’nden Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan, enfeksiyona dair merak edilenleri anlattı…</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Çoğunlukla enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya tükürüğüyle temas sonucu insanlara bulaşan hantavirüs, bazı hastalarda ciddi solunum, kalp, böbrek sorunlarına ve can kayıplarına yol açabilen bir enfeksiyona neden oluyor. Özellikle uzun süre kapalı kalmış, yetersiz havalandırılan alanlarda yapılan temizlik sırasında virüs içeren partiküllerin havaya karışması enfeksiyon riskini artırabiliyor. Depolar, ahırlar, kilerler, bağ evleri ve kullanılmayan yazlıklar riskli alanlar arasında yer alıyor.</p>

<p> </p>

<p><strong>Sadece Bir Türü İnsandan İnsana Geçiyor </strong></p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün de açıkladığı gibi Andes virüsü, insandan insana bulaşabilen tek hantavirüs türü etkeni olarak biliniyor. <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniği’nden Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan</strong>, hantavirüsün toplum içinde kolay yayılan bir enfeksiyon olmadığını söylüyor ve ekliyor: <em>“Bugüne kadar insandan insana bulaş esas olarak Güney Amerika’da görülen Andes virüsü ile ilişkilendirilmiştir. Özellikle Arjantin ve Şili’de bildirilen Andes virüsü vakalarında, yakın ve uzun süreli temas sonrası sınırlı bulaş gösterilmiştir. Avrupa ve Asya’da görülen hantavirüs türlerinde ise insandan insana bulaş kanıtlanmamıştır.”</em></p>

<p> </p>

<p><strong>Belirtileri Grip Benzeri Şikayetlerle Karışabilir</strong></p>

<p>Hantavirüs belirtileri genellikle virüsle temastan 1 ilâ 8 hafta sonra ortaya çıkabiliyor. İlk belirtiler çoğu zaman grip benzeri şikâyetlerle karışabiliyor.<strong> </strong>Erken dönemde; ateş, baş ağrısı, yaygın kas ağrısı, halsizlik, karın ağrısı, bulantı ve kusma gibi belirtiler gözleniyor. Bazı hastalarda hastalık ilerleyerek öksürük, nefes darlığı, akciğerlerde sıvı birikimi, tansiyon düşüklüğü, kanama bozuklukları, böbrek yetmezliği gibi ağır klinik tablolara da sebep olabiliyor. Özellikle kemirgen teması öyküsü olan kişilerde açıklanamayan ateş, kas ağrısı veya nefes darlığı gelişmesi durumunda hantavirüs akla gelmelidir.</p>

<p> </p>

<p><strong>Hantavirüs Enfeksiyonunda Tedavi Süreci</strong></p>

<p>Hantavirüs enfeksiyonu olan her hastada kullanılan ve etkinliği kesin kanıtlanmış antiviral ilaç bulunmuyor. Asıl yapılması gereken, yakın takip ve destekleyici tedavilerdir. Ağır seyreden hastalarda yoğun bakım takibi gerekebiliyor. Günümüzde hantavirüslere karşı kullanılan bir aşı da henüz yok.</p>

<p> </p>

<p><strong>Hantavirüsten Nasıl Korunabiliriz?</strong></p>

<p>Hantavirüsten korunmada çevre temizliği büyük önem taşıyor. Ev ve depolara kemirgenlerin girmesini engelleyecek önlemler alınmalı, riskli alanlar havalandırılmalı, kemirgen dışkısı bulunan alanlar süpürülmemeli, nemlendirilerek temizlenmelidir. Kemirgenlerle temas ihtimali bulunan kişiler yüksek risk taşır. Özellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar, depo çalışanları, ahır ve kiler temizliği yapanlar daha dikkatli olmalıdır. Riskli alanları süpürme virüs partiküllerinin havaya yayılmasına neden olabileceğinden önerilmez. Temizlik sırasında maske ve eldiven kullanılmalı, sonrasında eller hemen yıkanmalıdır.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.sehrisoz.com/media/2026/05/hantavirus-bir-salgina-donusur-mu_6a023e95ba29e.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://www.sehrisoz.com/hantavirus-bir-salgina-donusur-mu/12206</link>
                <pubDate>Mon, 11 May 2026 23:39:30 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Kilo verme sürecinde hız değil, kalıcılık önemli!</title>
                                    <description>Hızlı verilen kilonun çoğu zaman geri alındığını ve süreci zorlaştırdığını kaydeden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Sosyal medyada paylaşılan içeriklerin büyük kısmı kişisel deneyimlere dayanır. Bilimsel bir değerlendirme içermez. Ayrıca her bireyin metabolizması farklıdır.” dedi. Sağlıklı kilo kaybının ancak dengeli beslenme ve sürdürülebilir yaşam tarzı değişiklikleriyle mümkün olduğuna dikkat çeken İspiroğlu, ayrıca kilo kaybında tartıdaki sayının değil, vücut kompozisyonunun korunmasının önemli olduğunu vurguladı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, kilo verme girişimlerinde yapılan yanlışlar ve izlenmesi gereken yollar hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Hızlı verilen kilo genellikle aynı hızla geri alınır!</strong></p>

<p>Zayıflamak isteyen birçok kişinin yaptığı en büyük hatanın, süreci hızlandırmaya çalışmak olduğunu vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Kısa sürede değişim görmek cazip gelir ancak vücut bu kadar hızlı değişime uygun değildir. Hızlı verilen kilo çoğu zaman aynı hızla geri alınır ve bu durum süreci daha da zorlaştırır.” dedi.</p>

<p>Kilo verme sürecinin yalnızca fiziksel bir süreç olmadığını hatırlatan İspiroğlu, “Kendi bedeninden memnun olmayan, sürekli eleştiren bir yaklaşımın sürdürülebilir olması mümkün değildir. Amaç, bedeni yok saymak ya da cezalandırmak değil; onu anlayarak daha iyi bir noktaya taşımak olmalı. Hızlı sonuç beklentisi ve kolay çözüm arayışı, bu tür yanlış yöntemlere yönelimi artırır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Süreç yalnızca kilo kaybı üzerinden değil, vücut kompozisyonunu koruyarak yönetilmeli!</strong></p>

<p>Hızlı kilo verdiren, aşırı kısıtlayıcı beslenme yaklaşımlarının kısa vadede sonuç veriyor gibi görünse de vücutta bazı riskler oluşturabildiğine dikkat çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, şunları söyledi:</p>

<p>“Kas kaybı, metabolizma hızında düşüş ve hormonal dengesizlikler bu süreçte en sık karşılaşılan sorunlar arasında yer alır. Bu nedenle sürecin yalnızca kilo kaybı üzerinden değil, vücut kompozisyonunu koruyarak yönetilmesi önem taşır.</p>

<p>Bu noktada tartıdaki sayı tek başına bir hedef olarak görülmemeli. Çünkü kilo kaybının niteliği en az miktarı kadar önemli. Yağ kütlesinin azalması, kas kütlesinin korunması ve metabolik dengenin sürdürülebilmesi sağlıklı bir sürecin temel göstergeleridir. Bu nedenle yalnızca sayıya odaklanmak yerine, vücuttaki değişimin bütüncül olarak değerlendirilmesi gerekir.”</p>

<p><strong>Detoks ve benzeri uygulamalar kalıcı sonuç vermez, sadece geçici etki sağlar! </strong></p>

<p>Son dönemde sosyal medyada su diyetleri, detokslar, ödem attıran çaylar, zayıflatan kahveler gibi uygulamaların oldukça yaygınlaştığına değinen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bu yaklaşımların hiçbiri tek başına kalıcı kilo kaybı sağlamaz. Kısa süreli değişimler olsa bile bu durum çoğu zaman yağ kaybı anlamına gelmez.” dedi.</p>

<p>Sağlıklı kilo kaybının, düzenli ve dengeli beslenme olmadan mümkün olmadığını kaydeden İspiroğlu, “Bu tür ürünler ya da uygulamalar sürecin yerine geçmez, yalnızca geçici etki oluşturur. Sosyal medyada paylaşılan bu içeriklerin büyük kısmı kişisel deneyimlere dayanır. Bilimsel bir değerlendirme içermez. Ayrıca her bireyin metabolizması farklıdır. Bu nedenle bir kişide etkili görünen bir yöntem, başka bir kişide aynı sonucu vermeyebilir. Her birey için aynı yaklaşımın işe yaraması söz konusu olamaz. Bu tür yaklaşımların bilinçsiz şekilde uygulanması sağlık açısından risk oluşturabilir. Sosyal medyada görülen uygulamalara temkinli yaklaşılması, sürecin kişiye özel ve sürdürülebilir bir şekilde planlanması gerekir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Kalıcı olan, yaşam tarzı değişikliği!</strong></p>

<p>Vücudun, aldığı enerjiden fazlasını harcadığında kilo kaybı gerçekleştiğine işaret eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Ancak önemli olan bu dengeyi kısa süreli değil, sürdürülebilir şekilde kurabilmektir. Yeterli ve dengeli beslenmek, kas kütlesini korumak ve günlük yaşamı buna göre düzenlemek sürecin en önemli parçalarıdır.” dedi.</p>

<p>Kilo verme sürecinin sadece ne yediğinizle ilgili değil, aynı zamanda alışkanlıklarla da ilgili olduğunun altını çizen İspiroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Gerçekçi hedefler koymak, süreci aceleye getirmemek ve küçük ama kalıcı değişiklikler yapmak uzun vadede çok daha etkili sonuçlar sağlar.</p>

<p>Klinikte en sık karşılaşılan hatalardan biri, beslenmenin gereğinden fazla kısıtlanmasıdır. Hızlı kilo verme isteğiyle yapılan bu yaklaşım kısa vadede sonuç verse de uzun vadede sürdürülebilir olmaz. Son dönemde popüler olan, bilimsel temeli zayıf ve aşırı kısıtlayıcı beslenme yaklaşımları da benzer şekilde risk taşır. Kısa sürede kilo kaybı sağlasa da uzun vadede sağlığı olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle kilo verme sürecinde hızlı sonuçlara odaklanmak yerine sürdürülebilir ilerlemek gerekir. Çünkü kalıcı olan, yaşam tarzı değişikliğidir.”</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.sehrisoz.com/media/2026/05/kilo-verme-surecinde-hiz-degil-kalicilik-onemli_69fccbf63dc4b.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://www.sehrisoz.com/kilo-verme-surecinde-hiz-degil-kalicilik-onemli/12180</link>
                <pubDate>Thu, 07 May 2026 20:27:34 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Otizmli Çocuklarda Göz Teması ve Göz Sağlığı: Görünmeyen Detaylara Dikkat</title>
                                    <description>Otizm spektrum bozukluğu, çocukluk döneminde sosyal iletişim, davranış ve duyusal algı süreçlerini etkileyen nörogelişimsel bir durumdur. Bu tabloda en erken fark edilen belirtilerden biri ise göz teması kurmada yaşanan zorluklardır. Ancak göz teması eksikliği çoğu zaman yalnızca davranışsal bir farklılık olarak değerlendirilse de, altta yatan görme problemleri açısından da dikkatle ele alınması gereken bir bulgudur.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Otizm spektrum bozukluğu, çocukluk döneminde sosyal iletişim, davranış ve duyusal algı süreçlerini etkileyen nörogelişimsel bir durumdur. Bu tabloda en erken fark edilen belirtilerden biri ise göz teması kurmada yaşanan zorluklardır. Ancak göz teması eksikliği çoğu zaman yalnızca davranışsal bir farklılık olarak değerlendirilse de, altta yatan görme problemleri açısından da dikkatle ele alınması gereken bir bulgudur.</p>

<p> </p>

<p>Batıgöz Sağlık Grubu Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Uğur Ünsal, otizmli çocuklarda göz sağlığının ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek, erken dönemde yapılacak kapsamlı değerlendirmelerin çocuğun gelişim sürecine doğrudan katkı sağlayabileceğini ifade ediyor.</p>

<p>Göz Teması Kurmamak Her Zaman Tek Bir Nedene Bağlı Değildir</p>

<p>Otizmli çocuklarda göz teması kuramama, sosyal iletişimdeki farklılıkların bir parçası olarak kabul edilir. Ancak bu durumun tek başına nörogelişimsel bir özellik olarak değerlendirilmesi, bazı göz hastalıklarının öngörülememesine neden olabilir.</p>

<p> </p>

<p>Doç. Dr. Uğur Ünsal:<br />
 “Göz teması kurmayan bir çocukta yalnızca otizmle ilişkili bir durum var demek yeterli değildir. Görme keskinliğinde azalma, odaklanma problemleri veya göz kaslarıyla ilgili sorunlar da bu davranışı etkileyebilir. Bu nedenle mutlaka detaylı bir göz muayenesi yapılmalıdır.”</p>

<p>Otizmli Çocuklarda Görme Problemleri Daha Sık Eşlik Edebilir</p>

<p>Bilimsel çalışmalar, otizm spektrumundaki çocuklarda bazı göz hastalıklarının daha yüksek oranda görülebildiğini göstermektedir. Bu durum, çocuğun çevreyi algılama biçimini ve sosyal etkileşim kurma sürecini doğrudan etkileyebilir.</p>

<p> </p>

<p>Doç. Dr. Uğur Ünsal:<br />
 “Otizmli çocuklarda en sık karşılaştığımız göz problemleri arasında şaşılık, miyopi, hipermetropi, astigmatizma ve göz tembelliği yer alır. Bunun yanı sıra bazı çocuklarda göz hareketlerini kontrol etmede zorluk veya görsel algı farklılıkları da gözlemlenebilir.”</p>

<p> </p>

<p>Bu tür sorunların erken dönemde fark edilmemesi durumunda:</p>

<ul type="disc">
	<li>Görsel gelişim gerileyebilir.</li>
	<li>Öğrenme süreçleri etkilenebilir.</li>
	<li>Sosyal iletişim daha da zorlaşabilir.</li>
</ul>

<p>Görsel Algı Farklılıkları Davranışlara Yansıyabilir</p>

<p>Otizmli çocuklarda yalnızca göz hastalıkları değil, görsel bilgiyi işleme biçimi de farklı olabilir. Bu durum, çocuğun çevreyle kurduğu ilişkiyi doğrudan etkiler.</p>

<p> </p>

<p>Doç. Dr. Uğur Ünsal:<br />
 “Bazı otizmli çocuklar parlak ışıklardan rahatsız olabilir, hareketli nesnelere odaklanmakta zorlanabilir ya da detaylara aşırı hassasiyet gösterebilir. Bu da göz teması kurmaktan kaçınmalarına neden olabilir.”</p>

<p> </p>

<p>Bu nedenle göz teması kuramama davranışı:</p>

<ul type="disc">
	<li>Duyusal hassasiyet,</li>
	<li>Görme problemi,</li>
	<li>Görsel işlemleme farklılığı</li>
</ul>

<p> </p>

<p>gibi birden fazla faktörün birleşimiyle ortaya çıkabilir.</p>

<p>Muayene Süreci Çocuğun İhtiyaçlarına Göre Planlanmalıdır</p>

<p>Otizmli çocuklarda göz muayenesi, standart bir değerlendirmeden farklı olarak daha özel bir yaklaşım gerektirir. Çocuğun duyusal hassasiyetleri, iletişim şekli ve dikkat süresi dikkate alınmalıdır.</p>

<p> </p>

<p>Doç. Dr. Uğur Ünsal:<br />
 “Muayene sırasında çocuğun kendini güvende hissetmesi çok önemlidir. Daha kısa süreli, aşamalı ve gerekirse oyunlaştırılmış bir yaklaşım tercih edilebilir. Amaç, çocuğu zorlamadan sağlıklı bir değerlendirme yapabilmektir.”</p>

<p> </p>

<p>Bu süreçte:</p>

<ul type="disc">
	<li>Ortamın sade ve sakin olması,</li>
	<li>Ani ışık ve seslerden kaçınılması,</li>
	<li>Ailenin sürece dahil edilmesi</li>
</ul>

<p> </p>

<p>muayenenin başarısını artırabilir.</p>

<p>Erken Tanı, Gelişim Sürecini Doğrudan Etkileyebilir</p>

<p>Görme problemleri erken dönemde fark edilmediğinde, çocuğun bilişsel ve sosyal gelişimi üzerinde uzun vadeli etkiler oluşturabilir. Özellikle okul öncesi dönemde yapılan göz kontrolleri önemli.</p>

<p> </p>

<p>Doç. Dr. Uğur Ünsal:<br />
 “Görme, çocukların öğrenme sürecinin temel bileşenlerinden biridir. Görme ile ilgili sorunların erken tespit edilmesi, çocuğun hem akademik hem de sosyal gelişimini destekleyebilir.”</p>

<p>Ailelerin Dikkat Etmesi Gereken Belirtiler</p>

<p>Otizmli çocuklarda bazı davranışlar göz sağlığıyla ilgili ipuçları verebilir. Ailelerin bu belirtileri göz ardı etmemesi gerekir:<br />
 </p>

<ul type="disc">
	<li>Göz teması kurmaktan kaçınma</li>
	<li>Nesnelere çok yakından bakma</li>
	<li>Gözleri kısarak bakma</li>
	<li>Göz kayması fark edilmesi</li>
	<li>Işığa karşı aşırı hassasiyet</li>
	<li>Odaklanma ve takip güçlüğü</li>
</ul>

<p> </p>

<p>Bu belirtiler her zaman ciddi bir hastalık anlamına gelmeyebilir; ancak mutlaka bir göz hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p> </p>

<p>“Otizmli çocuklarda göz teması eksikliği yalnızca davranışsal bir özellik olarak değerlendirilmemelidir. Göz sağlığı ile ilgili olası sorunların erken dönemde tespit edilmesi, çocukların çevreyle kurduğu ilişkiyi ve gelişim sürecini olumlu yönde etkileyebilir. Bu nedenle düzenli göz muayeneleri ihmal edilmemelidir.”</p>

<p> </p>

<p>- Doç. Dr. Uğur Ünsal</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.sehrisoz.com/media/2026/05/otizmli-cocuklarda-goz-temasi-ve-goz-sagligi-gorunmeyen-detaylara-dikkat_69fcc94ec4f7d.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://www.sehrisoz.com/otizmli-cocuklarda-goz-temasi-ve-goz-sagligi-gorunmeyen-detaylara-dikkat/12177</link>
                <pubDate>Thu, 07 May 2026 20:16:42 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>İlaç Firmaları Atatürk Üniversitesinde Bir Araya Geldi…</title>
                                    <description>Atatürk Üniversitesi, Kuzeydoğu Anadolu Kariyer Fuarı (KUDAKAF’26) kapsamında Türkiye’nin ilaç sektörüne yön veren önemli temsilcilerini bir araya getiren kritik bir zirveye ev sahipliği yaptı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk Üniversitesi, Kuzeydoğu Anadolu Kariyer Fuarı (KUDAKAF’26) kapsamında Türkiye’nin ilaç sektörüne yön veren önemli temsilcilerini bir araya getiren kritik bir zirveye ev sahipliği yaptı. “İlaçta Vizyon: Kamu, Sektör ve Bilim Zirvesi” başlığıyla gerçekleştirilen toplantı; sağlıkta yerli ve milli üretim hedefleri doğrultusunda atılan stratejik adımlar açısından dikkat çekti.</p>

<p>Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu’nun ev sahipliğini yaptığı zirveye, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar başkanlığında; Humanis, Berko, Bilim, Deva, Sanovel, İlko, Sanofi, World Medicine, Roche, Eczacıbaşı ve GSK gibi sektörün öncü firmalarının üst düzey yöneticileri ve temsilcileri katıldı. Kamu, özel sektör ve akademiyi buluşturan toplantıda; ilaçta Ar-Ge, yerli üretim kapasitesinin artırılması, nitelikli insan kaynağı ve uluslararası rekabet gücü gibi başlıklar kapsamlı şekilde ele alındı.</p>

<p><strong><em>Kamu, Sektör ve Akademi Aynı Masa Etrafında Buluştu; İlaçta Yerli Üretim ve Stratejik İş Birlikleri Masaya Yatırıldı</em></strong></p>

<p>Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, zirveye ilişkin yaptığı değerlendirmede, üniversitelerin yalnızca eğitim ve araştırma faaliyetleriyle sınırlı kalmayıp, ülkenin stratejik alanlarında yol gösterici bir rol üstlendiğini vurguladı. Hacımüftüoğlu: “Kamu, sektör ve bilimi aynı çatı altında buluşturan bu tür organizasyonlar; ülkemizin sağlık alanındaki bağımsızlık hedeflerine ulaşmasında kritik öneme sahiptir. Atatürk Üniversitesi olarak ilaç ve biyoteknoloji alanında güçlü bir vizyon ortaya koyuyor, paydaşlarımızla birlikte somut çıktılar üretmeyi hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Zirvede yapılan görüşmelerde, Türkiye’nin ilaç sektöründe dışa bağımlılığını azaltmaya yönelik stratejiler, üniversite-sanayi iş birliklerinin artırılması ve yenilikçi üretim modellerinin geliştirilmesi ön plana çıktı. Katılımcılar, özellikle son yıllarda hız kazanan yerli ilaç üretimi ve biyoteknolojik yatırımların, Türkiye’nin küresel ölçekte rekabet gücünü artıracağı konusunda görüş birliğine vardı.</p>

<p>Atatürk Üniversitesinin ev sahipliğinde gerçekleşen bu önemli buluşma; yalnızca bölgesel değil, ulusal ölçekte de sağlık politikalarına yön verebilecek nitelikte bir platform olarak değerlendirildi. Zirvenin, sürdürülebilir iş birliklerinin temelini oluşturması ve Türkiye’nin sağlıkta bağımsızlık vizyonuna katkı sağlaması bekleniyor.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.sehrisoz.com/media/2026/05/ilac-firmalari-ataturk-universitesinde-bir-araya-geldi_69fa28865ce4c_h.jpg</image>
                                <category>Eğitim,Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://www.sehrisoz.com/ilac-firmalari-ataturk-universitesinde-bir-araya-geldi/12165</link>
                <pubDate>Tue, 05 May 2026 20:25:55 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda alerjik rinitin görülme sıklığı artıyor!</title>
                                    <description>İlkbaharla birlikte çocuklu ailelerde alerji kaynaklı sorunlar artıyor. Özellikle polenlerin etkisiyle çocuklarda alerjik rinit görülme sıklığında belirgin bir yükseliş yaşanıyor. Burun akıntısı, hapşırık, burun tıkanıklığı ve gözlerde kaşıntı gibi belirtilerle ortaya çıkan alerjik rinit, çoğu zaman, ortak belirtilere sahip soğuk algınlığı (nezle) ya da grip ile karıştırılabiliyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>İlkbaharla birlikte çocuklu ailelerde alerji kaynaklı sorunlar artıyor. Özellikle polenlerin etkisiyle çocuklarda alerjik rinit görülme sıklığında belirgin bir yükseliş yaşanıyor. Burun akıntısı, hapşırık, burun tıkanıklığı ve gözlerde kaşıntı gibi belirtilerle ortaya çıkan alerjik rinit, çoğu zaman, ortak belirtilere sahip soğuk algınlığı (nezle) ya da grip ile karıştırılabiliyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş</strong>, alerjik hastalıkların çocukların ve ailelerinin yaşam konforunu düşürdüğünü ve okula devamsızlığa da yol açabildiğini belirterek, uzun süren şikayetlerde mutlaka çocuk alerji uzmanına da başvurmalarını öneriyor. Bahar döneminde alınacak basit ama etkili önlemlerle, çocukların daha rahat bir süreç geçirebileceğini vurgulayan Dr. Sarıtaş, çocukları alerjik rinitten korumanın 6 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>

<p> </p>

<p><strong> </strong></p>

<ul>
	<li><strong>Polen saatlerini doğru yönetin</strong></li>
</ul>

<p>Polen yoğunluğu özellikle sabah erken saatlerde (05:00-10:00) ve rüzgarlı havalarda artar. Bu saatlerde mümkünse çocukların dışarıda bulunmaması önemlidir. Ancak dışarı çıkması gerekiyorsa, açık alanlarda geçirilen süre sınırlandırılmalı, şapka ve güneş gözlüğü kullanarak polenlerle teması azaltılmalıdır. Çocukların, çimlerin yeni biçildiği alanda uzun süre kalmaması da önemli bir koruyucu adımdır. </p>

<p><strong> </strong></p>

<ul>
	<li><strong>Dışarıdan gelince temizlik rutini oluşturun</strong></li>
</ul>

<p>Dış ortamdan eve dönüldüğünde ellerin ve yüzün yıkanması, kıyafetlerin değiştirilmesi polen temasını azaltır. Özellikle saçlar polenleri tuttuğu için akşam duşu, şikayetleri belirgin şekilde hafifletebilir.</p>

<p><strong> </strong></p>

<ul>
	<li><strong>Ev içinde polen kontrolünü sağlayın</strong></li>
</ul>

<p>Pencereleri gün boyu açık tutmak yerine, kısa süreli havalandırma yapılmalı. Sık temizlik, mümkünse HEPA (yüksek verimli partikül tutucu) filtreli süpürge kullanımı ve hava temizleyiciler alerjen yükünü azaltmaya yardımcı olur.</p>

<p><strong> </strong></p>

<ul>
	<li><strong>Burun temizliği alışkanlığı kazandırın</strong></li>
</ul>

<p>Tuzlu su (serum fizyolojik) ile günde bir-iki kez yapılan burun yıkaması, alerjenlerin burun mukozasından uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Doktor önerisiyle kullanılan burun spreyleri çocuklar için pratik bir seçenektir. Burun temizliği yaparken basınç uygulanmamalı, sıvı nazikçe verilmelidir. Çok sık ve sert sümkürmek burun iç yüzeyini tahriş edebileceğinden dolayı, çocuğa nazik temizleme alışkalığı kazandırılmalıdır. Bu yöntemler hem burun tıkanıklığını azaltır hem de çocuğun daha rahat nefes almasını sağlar. </p>

<p><strong> </strong></p>

<ul>
	<li><strong>Çamaşırları dışarıda kurutmamaya özen gösterin</strong></li>
</ul>

<p>Bahar aylarında açık havada kurutulan çamaşırlar polenleri tutabilir. Bu da çocukların gece boyunca alerjenlere maruz kalmasına neden olabilir. Ancak mümkünse çamaşırların çocuktan uzak bir odada kurutulması ve kurutulduğu ortamın sık havalandırılması da alerjen birikimini azaltır. </p>

<p><strong> </strong></p>

<ul>
	<li><strong>Belirtileri hafife almayın, erken önlem alın</strong></li>
</ul>

<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş “Uzun süre hapşırık, burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve göz kaşıntısı gibi şikayetler varsa mutlaka Çocuk Alerji uzmanına başvurun. Çünkü bu tür şikayetler, soğuk algınlığı (nezle) ve grip gibi hastalıklarla karıştırılabildiği için çoğu zaman ‘kendiliğinden geçer’ diye bekleniyor ya da gereksiz ilaç kullanımıyla alerji tedavisiz kalabiliyor. Oysa erken dönemde alınan önlemler ve doğru tedavi ile hem şikayetler kontrol altına alınır hem de yaşam kalitesi korunur” diyor. </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.sehrisoz.com/media/2026/05/cocuklarda-alerjik-rinitin-gorulme-sikligi-artiyor_69fa2542a20f3.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://www.sehrisoz.com/cocuklarda-alerjik-rinitin-gorulme-sikligi-artiyor/12163</link>
                <pubDate>Tue, 05 May 2026 20:11:41 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Zafere ulaşan kulaçlar Medicana&#039;ya emanet</title>
                                    <description>Okyanus Yedilisi’ni (Oceans Seven) tamamlayan ultra-maraton yüzücüsü Bengisu Avcı’nın sağlığı bu yıl da Medicana Sağlık Grubu’na emanet. Medicana International İzmir Hastanesi’nde düzenlenen törende sağlık sponsorluğu sözleşmesini ikinci kere imzalayan Bengisu Avcı, “Yüzerken pes etmek aklımın ucundan bile geçmedi. Okyanus Yedilisi’nin parkurları çok zorlu ve uzundu. Bu zorlu etaplarda, sağlığımın destekçisi olarak Medicana’yı yanımda görmek daha güç veriyordu. Önümüzdeki sezonda da yeni parkurlar, yepyeni buz ve ultra-maraton yarışlarında yine birlikte olacağız” dedi. Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı ise, “O bizim için soğuk suların prensesi. Biz hep seninle olacağız” diye konuştu.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify; margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Açık deniz yüzücülüğünün en prestijli başarıları arasında gösterilen “Üçlü Taç” (Triple Crown) unvanının sahibi, İngiliz Kanalı’nı en hızlı geçen Türk kadını ve dünyanın en zorlu yedi açık deniz parkurunu kapsayan “Okyanus Yedilisi”ni (Oceans Seven) tamamlayan İzmirli ultra-maraton yüzücüsü Bengisu Avcı, bu yıl da sağlığını Medicana Sağlık Grubu’na emanet etti. Medicana International İzmir Hastanesi’nde düzenlenen törende ikinci dönem için imzalar atıldı. Sözleşme, Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı ile Türk ultra-maraton yüzücüsü Bengisu Avcı tarafından imzalandı. Basının da katıldığı tören öncesinde rutin sağlık kontrollerini tamamlayan Bengisu Avcı, “Yüzerken pes etmek aklımın ucundan bile geçmedi. Zaman zaman imkânsızlıklar ve zorluklar. Bugün ise sponsor desteğiyle hedeflerime daha güçlü ilerliyorum” ifadelerini kullandı.</span></p>

<p style="text-align:justify; margin-bottom:11px"> </p>

<p style="text-align:justify; margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><b>Bizim için soğuk suların prensesi</b></span></p>

<p style="text-align:justify; margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, Medicana Sağlık Grubu olarak spora verilen desteklerin çok kıymetli görüldüğünün altını çizdi. Konuşmasında bireysel sporlara verilen desteklemeleri yetersiz gördüğünü bu nedenle de Medicana Sağlık Grubu olarak Türk ultra-maraton yüzücüsü Bengisu Avcı’ya verdikleri sağlık desteğini çok kıymetli bulduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, “Medicana olarak Bengisu Avcı ile yapmış olduğumuz bu iş birliğinin onurunu ve gururunu yaşıyoruz. O bizim için soğuk suların prensesi. Dünyanın en zorlu parkurlarında Türk Bayrağı’nı en iyi şekilde dalgalandıran, Türkiye’nin en kıymetli yüzücüsü. Başarılarını takip etmek, bizi çok gururlandırıyor. Medicana olarak senin sponsorun olduğumuz için çok gururluyuz. Başarıların devam etsin, biz hep seninle olacağız” diye konuştu.</span></p>

<p style="text-align:justify; margin-bottom:11px"> </p>

<p style="text-align:justify; margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif""><b>Yeni parkurlarda Medicana ile birlikteyim</b></span></p>

<p style="text-align:justify; margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,"sans-serif"">En soğuk ve en büyük okyanuslarda kulaç attığını söyleyen Bengisu Avcı, şu ifadeleri kullandı: “Kuzey İrlanda İskoçya arası yüzdüm. Buz yarışına katıldım. Japonya adaları arasında yüzdüm, Hawai adalarının arasında yüzdüm. Deniz canlılarıyla karşılaştığım parkurlardı. Kimi çok güzeldi, kimi de Türkiye’yi bana çok arattı. Bu zorlu yarışlar öncesinde sağlığımı Medicana’ya emanet etmek içimi çok rahatlattı. Önümüzdeki sezonda da yeni parkurlar, yepyeni buz ve ultra-maraton yarışlarda birlikte olacağız.”</span></p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.sehrisoz.com/media/2026/04/zafere-ulasan-kulaclar-medicanaya-emanet_69f115948ea25_h.jpg</image>
                                <category>Eğitim,Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://www.sehrisoz.com/zafere-ulasan-kulaclar-medicanaya-emanet/12127</link>
                <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 23:14:50 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>İlk diş, diş hekimi ziyaret vakti demek!</title>
                                    <description>En geç bir yaşına kadar yapılan bu muayenenin, ağız ve diş sağlığında koruyucu yaklaşımın temelini oluşturduğunu aktaran Çocuk Diş Hekimliği Dr. Öğr. Üyesi Elif Ayşe Tamtekin Erdoğan, “İlk muayenede yalnızca diş kontrolü yapılmaz; aynı zamanda çocukla bir iletişim kurulması da hedeflenir.” dedi. Çürük oluşmadan önce risk belirlenerek kişiye özel takip planı da oluşturulabildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Tamtekin Erdoğan, erken muayenenin sağlıklı bir ağız yapısı için kritik olduğunu vurguladı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Dr. Öğr. Üyesi Elif Ayşe Tamtekin Erdoğan, çocuklarda ilk diş muayenesinin ne zaman yapılması gerektiği ve bu muayenenin ağız-diş sağlığını korumadaki önemi hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>İlk diş muayenesi, ilk diş ile birlikte yapılmalı!</strong></p>

<p>Çocuklarda diş sağlığının, çoğu zaman ilk dişlerin çıkmasıyla birlikte gündeme geldiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Elif Ayşe Tamtekin Erdoğan, “Ancak birçok ebeveyn, dişler henüz yeni çıkmışken muayenenin gerekli olup olmadığını sorgulayabiliyor. Oysa Dünya Sağlık Örgütü, Amerikan Pediatrik Diş Hekimliği Akademisi ve Türk Pedodonti Derneği’nin ortak görüşüne göre, çocukta ilk diş çıktığı andan itibaren ilk diş muayenesinin yapılması gerekir. En geç bir yaşına kadar bu ilk muayenenin tamamlanması önerilir.” dedi.</p>

<p>İlk diş muayenesinin temel amacının, herhangi bir problem oluşmadan önce çocuğun ağız ve diş sağlığını korumaya yönelik önleyici yaklaşımların başlatılması olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Tamtekin Erdoğan, “Bu erken dönemde yapılan bilgilendirme ve yönlendirmeler, ilerleyen yıllarda sağlıklı bir ağız yapısının oluşmasına önemli katkı sağlar.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>İlk muayenede sadece diş kontrolü değil, çocukla iletişim de hedeflenir! </strong></p>

<p>İlk muayenede yalnızca diş kontrolü yapılmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Elif Ayşe Tamtekin Erdoğan, “Aynı zamanda çocukla bir iletişim kurulması da hedeflenir. Bu süreçte velilerden çocuğun genel sağlık durumu, beslenme alışkanlıkları ve ağız bakım rutini hakkında bilgi alınır.” dedi.</p>

<p>Özellikle gece beslenmesi, memede uyuma ya da biberon kullanımı gibi durumların değerlendirildiğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Tamtekin Erdoğan, şöyle devam etti:</p>

<p>“Bu alışkanlıklara bağlı olarak diş yüzeylerinde biriken süt artıklarının temizlenmesi için ebeveynlere öneriler sunulur. Genellikle dişlerin nemli bir bez yardımıyla silinmesi tavsiye edilir. Bunun yanı sıra, şeker içeriği yüksek ek gıdaların kullanımının düzenlenmesi de önemle vurgulanır. Çocuğun yaşına uygun diş fırçası ve diş macunu seçimi hakkında bilgilendirme yapılır. Florlu ya da florsuz ürün kullanımı, fırçalama sıklığı gibi konular da bu ilk değerlendirmede ele alınır. Bebekler için ise ağız temizliğini kolaylaştırmak amacıyla parmak fırçaları önerilebilir.”</p>

<p><strong>Amaç, çürük oluşmadan önce önlem almak! </strong></p>

<p>İlk diş muayenesinde ayrıca çocuğun varsa alışkanlıklarının da değerlendirdiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Elif Ayşe Tamtekin Erdoğan, “Bu alışkanlıkların diş ve ağız sağlığı üzerindeki etkileri belirlenerek aileye gerekli yönlendirmeler yapılır. Bunun yanında çocuğun çürük risk durumu belirlenir ve buna göre takip planı oluşturulur.” dedi.</p>

<p>Hiç çürük riski olmayan çocuklar için yılda bir kontrol yeterli görülürken, risk durumuna göre 3 veya 6 ayda bir kontrol seansları planlanabileceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Tamtekin Erdoğan, “Bu yaklaşımın temel amacı, çürük oluşmadan önce önlem almak ve çocukları düzenli diş hekimi takibiyle sağlıklı bir sürece yönlendirmektir. Aynı zamanda erken yaşta yapılan bu ziyaretler, çocukların diş hekimi ortamına alışmasını ve ilerleyen dönemlerde korku geliştirmeden tedavi olabilmesini sağlar. Ebeveynler çoğu zaman çocuklarını yalnızca ağrı ya da sorun olduğunda diş hekimine götürme eğilimindedir. Ancak bu durum, tedavilerin daha karmaşık ve zor hale gelmesine neden olabilir. Oysa çocuğun ilk dişleri çürümemişken, ağrı veya enfeksiyon yaşamadan yapılan ilk ziyaret, hem çocuğun hem de ailenin süreci daha sağlıklı yönetmesini sağlar.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Eğlenceli materyaller, çocukların sürece daha kolay uyum sağlamasına yardımcı olur! </strong></p>

<p>Günümüzde birçok diş kliniğinde çocuklara özel alanlar oluşturulduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Elif Ayşe Tamtekin Erdoğan, “Bu sayede çocuklar, muayene sürecini daha rahat ve keyifli bir şekilde geçirebiliyor.” dedi.</p>

<p>Ebeveynlerin çocuklarını diş hekimiyle tanıştırma sürecinde, eğitici videolar ve hikaye kitaplarının da faydalı birer araç olabileceğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Tamtekin Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.sehrisoz.com/media/2026/04/ilk-dis-dis-hekimi-ziyaret-vakti-demek_69e90aa0683af.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Şehri Söz</author>
                <link>https://www.sehrisoz.com/ilk-dis-dis-hekimi-ziyaret-vakti-demek/12090</link>
                <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 20:49:34 +0300</pubDate>
            </item>
            </channel>
</rss>
