Sercan Çetin- Bazen bir şehir için atılan en kıymetli adım; büyük yatırımlar, dev projeler ya da yüksek bütçeler değildir. Bazen en büyük dönüşüm, insanların aynı masa etrafında toplanıp birbirini dinlemesiyle başlar. Erzurum’da son dönemde tam olarak bu oluyor.
MÜSİAD Erzurum Şubesi tarafından düzenlenen “Ekonomi Sohbetleri”, klasik bir toplantı formatının ötesine geçmiş durumda. 28 Nisan’da beşincisi düzenlenen bu buluşmalar, aslında Erzurum’un geleceğine dair ortak aklın yeniden inşa edildiği bir zemine dönüşüyor. Her ay artan katılım ise bunun tesadüf olmadığını açıkça gösteriyor.
Bu noktada MÜSİAD Erzurum Şube Başkanı Abdülkerim Kavaz’a ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Çünkü bazı çabalar vardır ki görmezden gelinemez. Şehrin gelişimi, değişimi ve dönüşümü noktasında ortak aklı önceleyen bir yaklaşım sergilemek, sadece bir organizasyon yapmak değil; bir vizyon ortaya koymaktır. Kavaz’ın başlattığı bu süreç, Erzurum’da uzun süredir özlenen bir iklimi yeniden canlandırıyor.
Programın en dikkat çeken yönlerinden biri ise samimiyet. Protokol konuşmalarının ötesine geçen, gerçekten “konuşulan” bir ortam var. İş insanları, akademisyenler, bürokratlar… Herkes söz alıyor, herkes soruyor, herkes dinliyor. Belki de en önemlisi; herkes gerçekten cevap veriyor.
Sorular da sıradan değil.
“Erzurum neden sanayide istediği noktada değil?”
“Hızlı tren mi, üretim mi öncelikli olmalı?”
“Bu şehir, sahip olduğu coğrafi avantaja rağmen neden yeterince yatırım çekemiyor?”
Bu soruların net, kolay ve tek cümlelik cevapları yok. Ama asıl mesele de bu değil. Asıl mesele, bu soruların artık yüksek sesle sorulabiliyor olması.
Toplantıda yapılan değerlendirmeler, Erzurum’un önceliğinin netleşmesi gerektiğini ortaya koyuyor: üretim. Özellikle tarım ve hayvancılığa dayalı sanayi, şehrin en gerçekçi çıkış yolu olarak öne çıkıyor. Büyük hayaller elbette önemli ama gerçekçi adımlar atılmadan o hayallerin karşılığı olmuyor.
Bir başka dikkat çeken nokta ise yerel yatırımcı vurgusu. İş insanı Fuat Demir’in sözleri bu anlamda oldukça çarpıcıydı. Kendi öz sermayeleriyle yatırım yapmaya hazır olduklarını söylemesi ve yerel yatırımcıya destek çağrısı yapması, salondan alkış aldı. Bu alkış, sadece bir konuşmaya değil, bir anlayışa verilen destekti.
Çünkü artık herkes şunun farkında: Bu şehir dışarıdan gelecek mucizeyi bekleyerek değil, içerideki potansiyeli harekete geçirerek büyüyecek.
Aynı şekilde üniversite–sanayi iş birliği konusu da güçlü şekilde gündeme geldi. Atatürk Üniversitesi’nin sahip olduğu akademik birikim ve öğrenci potansiyeli, doğru yönlendirilirse Erzurum için ciddi bir üretim gücüne dönüşebilir. İş dünyasının üniversiteye, üniversitenin sahaya daha fazla yaklaşması gerektiği artık daha net ifade ediliyor.
Elbette eleştiriler de vardı. Sanayinin yetersizliği, organize sanayi bölgelerinin istenilen seviyeye ulaşamaması, yatırım eksikliği… Ama dikkat çeken nokta şu: Bu eleştiriler karamsarlık üretmek için değil, çözüm üretmek için yapılıyor.
İşte tam da bu yüzden bu buluşmalar değerli.
Çünkü Erzurum uzun zamandır belki de en çok şunu özlemişti:
Birlikte düşünmeyi.
Birlikte konuşmayı.
Birlikte çözüm aramayı.
Ve görünen o ki; samimiyetle atılan her adım karşılık buluyor. Siz ortaya irade koyduğunuzda, şehir de size cevap veriyor.
İyi ki bu çabayı gösterenler var.
İyi ki bu şehri dert edinenler var.
İyi ki hâlâ “Erzurum için ne yapabiliriz?” diye soranlar var.
Çünkü bir şehir, ancak bu soruyla büyür.
Yorumlar
Kalan Karakter: