Türk müziğinde bıraktığı unutulmaz eserlerle milyonların hafızasında derin izler bırakan İbrahim Erkal, vefatının 9. yılında özlem, rahmet ve vefa mesajlarıyla anılmaya devam ediyor. Sanat dünyasından gelen değerlendirmeler ise Erkal’ın yalnızca güçlü bir yorumcu değil; Erzurum’un kültürünü, dadaşlık ruhunu ve Anadolu irfanını Türkiye’ye taşıyan önemli bir kültür insanı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
KTB Klasik Türk Müziği Ses Sanatçısı İpek Merve Coşkun da kaleme aldığı anlamlı yazıyla İbrahim Erkal’ın sanat anlayışını, memleket sevgisini ve toplum üzerindeki etkisini anlattı. Coşkun’un satırlarında yalnızca bir sanatçının değil, bir dönemin duygularına tercüman olmuş bir gönül insanının izleri yer aldı.
Coşkun yazısında, “İnsan bazen bir sesi değil, bir şehri dinler… İbrahim Erkal’ı dinlediğimizde de aslında yalnızca bir sanatçıyı değil; Erzurum’un vakur duruşunu, dadaşlığın edebini, Anadolu’nun gönül dilini dinledik” ifadelerine yer verdi.
İşte O yazı:
İnsan bazen bir sesi değil, bir şehri dinler…
İbrahim Erkal’ı dinlediğimizde de aslında yalnızca bir sanatçıyı değil; Erzurum’un vakur duruşunu, dadaşlığın edebini, Anadolu’nun gönül dilini dinledik. İbrahim Erkal, doğup büyüdüğü kadim şehir Erzurum’un sadece yetiştirdiği bir sanatçı değil; adeta kültür elçisi olmuştur. Sesiyle, yorumuyla, besteleriyle ve her şeyden önemlisi efendiliğiyle “Dadaş nasıl olur?” sorusunun cevabını Türkiye’nin dört bir yanına taşımıştır. Çünkü onun sanatında kibir yoktu; gönül vardı. Gösteriş yoktu; samimiyet vardı. Şöhretin yapay parıltısı yerine, Anadolu insanının içtenliği ve mahcubiyeti vardı. Kadife gibi yumuşak ama bir o kadar da derin sesiyle söylediği her eser, insanların hayatında bir hatıraya dönüştü. Kimi zaman bir gurbet akşamında, kimi zaman bir düğün sevincinde, kimi zaman da bir ayrılığın sessizliğinde onun sesi yankılandı. Çünkü İbrahim Erkal’ın şarkıları yalnızca dinlenmez; hissedilirdi. “Hadi Gel Erzurum’a Gel” eserini sanatçı dostlarıyla birlikte memleketinin sokaklarında kliplendirirken aslında bir türküden çok daha fazlasını yaptı. Erzurum’un ruhunu, insanını, vefasını ve kültürünü Türkiye’ye taşıyan bir kültür elçisiydi. O eser, memlekete gönülden yazılmış bir davet mektubuydu. Her cümlesinde Çoruh’un sesi, yaylaların rüzgârı, dadaşın vakarı vardı. Bugün Türkiye’nin önde gelen birçok sanatçısı onun eserlerini seslendiriyor. Ancak herkes bilir ki; İbrahim Erkal eserleri dinlemesi kolay görünse de yorumlaması kolay olmayan eserlerdir. Çünkü o şarkılarda yalnızca zor notalar yoktur; yaşanmışlık vardır. Melodilerin arasındaki geçişleri önemli bir ses aralığı gerektirirken aynı zamanda da saklanan kırgınlıklar, özlemler, sevdalar ve Anadolu irfanı vardır. İşte bu yüzden, o eserlerdeki gönül dokunuşunu en güzel yine İbrahim Erkal’ın kendi sesi verebilmiştir. Belki de onun en büyük başarısı; milyonların hayatına sadece şarkılar değil, duygular bırakmış olmasıdır. Birbirini seven insanların lügatına tek kelimeyle koskoca bir dünya sığdırmıştır: “Canısı…” Bugün sevginin bile hızlı tüketildiği bir çağda; o, eserlerinde aşkın vakarını, sevdanın edebini ve aile kavramının kutsiyetini anlatıyordu.
“Sen aldırma giderim buralardan bir pantolon bir ceket… Anan senin anan yarin, baban senin baban yarin,bana düşer çekip gitmek…” sözleriyle sadece bir aşk hikâyesi değil; aileye duyulan saygıyı, töreyi ve değerleri de anlatıyordu. Çünkü onun sanat anlayışı toplumun değer yargılarından kopuk değil; tam aksine o değerlere yaslanan bir anlayıştı. Aradan yıllar geçti… Ama onun sesi hâlâ televizyon dizilerinde, sinema filmlerinde, düğünlerde, ayrılıklarda ve insanların en özel anlarında yaşamaya devam ediyor. Çünkü bazı insanlar bu dünyadan göçer; fakat gönüllerden hiç ayrılmaz. Aramızdan ayrılışının 9. yılında biliyoruz ki; İbrahim Erkal yalnızca bir sanatçı değildir artık. O; tanışamadığı küçük kızının özleminde, Erzurum’un hatırasında ve milyonların yüreğinde yaşamaya devam eden bir memleket türküsüdür.
Rahmetle… Özlemle… Ve minnetle…
Yorumlar
Kalan Karakter: