Sercan Çetin-Bazen bir buğday tarlasının ortasında durduğunuzda, bazen de teknolojinin kullanıldığı modern bir serayı ziyaret ettiğinizde aynı gerçeği görürsünüz: Güçlü toplumlar, tüketerek değil üreterek ayakta kalır.
Geçtiğimiz günlerde Ankara bölgesinde altın sarısı başakların arasında üreticilerle bir araya geldim. Toprağa düşen her tohumun, alın teriyle büyüyen her ürünün arkasında büyük bir emek olduğunu bir kez daha hissettim. Ben de yıllardır farklı bir alanda üretim yapan biriyim. Toprağı değil; kalemi, kamerayı ve fikirleri işliyorum. İçerik üretmek de tarım gibi sabır, emek ve süreklilik ister. Çünkü üretimin her çeşidi geleceğe bırakılan bir mirastır.
Bugün Erzurum’da üretime dair iki farklı ama birbirini tamamlayan tablo görüyoruz.
Birincisi, Aziziye’de ortaya konulan vizyon. Belediye Başkanı Emrullah Akpunar’ın öncülüğünde hayata geçirilen jeotermal enerjiyle ısıtılan modern topraksız tarım seraları, yerel yönetimlerin üretime nasıl yön verebileceğinin somut örneğidir. Erzurum’un yıllardır sadece turizm ve termal sağlık açısından konuşulan jeotermal kaynaklarının bugün tarımsal üretime kazandırılması, geleceğe yapılan stratejik bir yatırımdır.
Kışın sert geçtiği bir coğrafyada dört mevsim üretim yapabilmek, enerjiyi doğru kullanmak ve modern tarım tekniklerini uygulamak sadece belediyecilik başarısı değildir; aynı zamanda kalkınma vizyonudur. Bu tür projeler, gençlere “Tarımın geleceği var.” mesajı verirken, üretimin teknolojiyle birleştiğinde nasıl katma değer oluşturabileceğini de gösteriyor.
Ancak madalyonun diğer yüzünde hepimizi derinden üzen bir tablo var.
Tortum ve özellikle Pasinler’de etkili olan dolu yağışı, binlerce dönüm tarım arazisini ve meraları büyük ölçüde zarar gördü. Bir yıl boyunca umutla ekilen arpa, buğday, mısır ve ayçiçeği tarlaları birkaç dakika içerisinde ağır hasar aldı. Bu sadece çiftçinin mahsulünü kaybetmesi değildir; Erzurum’un üretim gücünün yara almasıdır.
Bu noktada Büyük Birlik Partisi Erzurum İl Başkanı Ahmet Eşref Yılmaz’ın yaptığı çağrılar dikkatle değerlendirilmelidir. Hasar tespit çalışmalarının hızlandırılması, destek mekanizmalarının genişletilmesi, ÇKS dışında kalan üreticilerin de mağdur edilmemesi, kredi borçlarının ertelenmesi, TARSİM’in yaygınlaştırılması ve Erzurum’a özel kalıcı bir tarımsal afet destek sisteminin kurulması artık ertelenemeyecek ihtiyaçlardır.
Çünkü tarım sadece ekonomik bir faaliyet değildir. Tarım; gıda güvenliğidir, istihdamdır, kırsalda yaşamın devamıdır ve milli bağımsızlığın temel taşlarından biridir.
Bugün üreticiyi yalnız bırakırsak yarın sofralarımızı da yalnız bırakmış oluruz.
Üreten insanın siyaseti olmaz; emeği olur. Toprağa alın teri döken çiftçi de, fabrikada çalışan işçi de, yeni fikirler geliştiren girişimci de, içerik üreten gazeteci de aynı zincirin halkalarıdır. Üretimin her alanı birbirini besler, birbirini büyütür.
Artık daha fazla konuşmaktan çok üretmeyi konuşmalıyız.
Jeotermal seralar çoğalmalı, akıllı tarım yatırımları desteklenmeli, gençler üretime teşvik edilmeli ve doğal afetlere karşı çiftçiyi koruyan güçlü politikalar uygulanmalıdır. Çünkü geleceğin güçlü Türkiye’si, tüketen değil üreten Türkiye olacaktır.
Toprağı avuçlayan ellerin altın tuttuğu bir ülke hayal değil. Yeter ki o ellere sahip çıkalım.
Çünkü üretici ayakta kalırsa Erzurum ayakta kalır.
Erzurum ayakta kalırsa Türkiye kazanır.
Yorumlar
Kalan Karakter: