Şehri SÖZ/ Sercan Çetin- Ramazan ayı, toplumda dayanışma ve yardımlaşma duygularının en yoğun yaşandığı dönemlerden biri olarak bilinir. Ancak son yıllarda yapılan yardım faaliyetlerinin sosyal medyada sıkça paylaşılması ve zaman zaman gösterişe dönüşmesi de kamuoyunda eleştirilere neden oluyor.
Toplum bilimciler, yardımlaşmanın özünde gösterişten uzak, ihtiyaç odaklı ve insan onurunu koruyan bir anlayışın olması gerektiğine dikkat çekiyor.
Çünkü bir elin verdiğini diğer elin görmediği o hoşgörülü, nezaket dolu paylaşım günlerini özlediğimi söylesem abartmış olmam. Belki o kuşağa çok yetişemedik ama o güzel değerlerin kıyısından geçtik, gördük.
Eskiden yardım sessiz yapılırdı. Veren de alan da bilinmezdi. İyilik bir gösteri değil, bir vicdan meselesiydi.
Bugün ise manzara biraz farklı.
Son yıllarda yapılan yardım faaliyetlerine bakınca insan ister istemez düşünmeden edemiyor. Kimi iş insanı, kimi bürokrat, kimi kurum… Özellikle bazı iş insanlarının yaptıkları yardımları sosyal medyada adeta bir reklam kampanyasına dönüştürmesi, yardımlaşma kültürünün özünü tartışmaya açıyor.
Oysa yardımın ruhunda gösteriş yoktur.
Bugün sosyal medyada karşıma çıkan bir görüntü bu düşünceleri yeniden aklıma getirdi.
Her yıl yüz binlerce dar gelirli aileye yardım eli uzattığı bilinen Erzurum’un köklü firmalarından Şahsuvaroğlu ailesinin Ramazan yardımları bu yıl Oltu’da Yasin Haşimoğlu Mahallesi’nde dağıtıldı. Yardım dağıtımı sırasında uzun kuyruklar oluştu.
Ancak bu kuyruğu diğerlerinden ayıran dikkat çekici bir detay vardı.
Sırada bekleyen insanların değil, sıraya giren araçların çeşitliliği konuşuluyordu.
Yardım dağıtım alanının önü, ihtiyaç sahibi vatandaşların toplandığı bir yerden çok adeta küçük çaplı bir ikinci el araç pazarını andırıyordu. Yardım çuvalını almak için sıraya girenler arasında son model araçlarıyla gelenlerin yoğunluğu çevredeki vatandaşların da dikkatinden kaçmadı.
Altında aracı olan, deposuna yakıtını koyabilen bazı “ihtiyaç sahiplerinin” bir çuval yardım için gösterdiği bu çaba, yardımlaşma kültürünün amacını bir kez daha sorgulatıyor.
Kalabalığın ve lüks araçların gölgesinde kalan ise her zamanki gibi sessiz kalan gerçek ihtiyaç sahipleri oluyor.
Bu tablo, Oltu Medya’nın objektifine yansıyan görüntülerle kamuoyunun dikkatine sunuldu. Yerel medyanın sahada gördüğünü aktarması açısından da önemli bir örnek oldu.
Ortaya çıkan manzara aslında hepimize bir ders niteliğinde.
Bir toplumun siyaseti, siyasetçisi, medyası, siyasi partileri, mahalleleri, sokakları, kültürü, sanayisi, ahlakı ve vicdanı birbirinden bağımsız değildir. Hepsi aynı sistemin parçalarıdır.
Ne yazık ki uzun süredir birçok alanda irtifa kaybeden bir toplum görüntüsü veriyoruz.
Bu düşüşten kültürümüzün, geleneklerimizin ve değerlerimizin payını almaması zaten mümkün değildi. Siyasette, sanatta, kültürde ve sorumluluk duygusunda ciddi bir aşınma yaşıyoruz.
Oysa bir kentin en büyük gücü, o kentin düşünen insanlarıdır.
Bir şehir konuşursa gelişir. Tartışırsa olgunlaşır. Fikir üretirse büyür.
Bu yüzden kentlerin sesli düşünmeye, tartışmaya ve çözüm üretmeye ihtiyacı vardır. Sorunları konuşmadan çözmek mümkün değildir. Yol haritası çizmeden ilerlemek ise neredeyse imkânsızdır.
Belki de yeniden başlamamız gereken yer tam olarak burasıdır.
Çünkü toplumların gerçek gücü; gösterişli yardımlarda değil, samimi dayanışmada ve ortak akılda saklıdır.
Yorumlar
Kalan Karakter: