Her varlık bir amaçla yaşamını sürdürmek ister. Niyet, hem amacı hem de aksiyonu tanımlarken referans aldigimiz en önemli unsurlardan biridir.
Halis niyetse kendisini aşarak mevcut kaliplarimizin otesine geçme surecimizde bir bildirim ve bir manifesto ozelligindedir.
Her canlı bir sistem içinde yaşar. İnsanoğlu içinde yaşadığı mevcut doğal sistemler yanında kendi geliştirdiği yapay sistemler içinde yaşar. Medeniyetler bu Yapay sistemler kümelerinin butunselligini ifade eder ve akıllı bir tür olan insan türünün varolusunun sürdürülebilirliğinin sınırlarını tayin eder.
Tarihten de biliyoruz ki her medeniyetin hakim olduğu bir dönem vardır ve kendisini yenileyemedigi taktirde tarih sahnesindeki yerini yeni bir medeniyete bırakır. İbni Haldun ünlü Mukaddime eserinde medeniyetlere atifta bulunur. ;
İbn Haldun'un Mukaddime'si, tarih biliminin felsefesini yaparak sosyoloji, iktisat ve siyaset biliminin temellerini atan, medeniyetlerin doğuşunu, gelişimini ve çöküşünü inceleyen bir eserdir. İnsanların toplu halde yaşamak zorunda olduklarını, toplumsal değişimin doğası, devletlerin ömrü ve "asabiyet" (toplumsal dayanışma) kavramı gibi konuları 6 bölümde ele alır.
Mukaddime'nin Temel Konuları ve İçeriği:
Toplum ve İnsan: İnsanın toplu yaşama zorunluluğu, toplumsal hayatın doğası ve bedevi/hadari (göçebe/yerleşik) hayatın farklılıkları.
Asabiyet (Toplumsal Dayanışma): Bir topluluğu bir arada tutan, devlet kurma ve koruma gücünü sağlayan kan veya inanç bağına dayalı dayanışma duygusu.
Devletlerin Ömrü: Devletlerin de insanlar gibi doğup, büyüyüp, yaşlanıp ve öldüğünü (3-4 nesil kuralı) savunan, devletlerin çöküş süreçlerini (israf, merkeziyetçilik) analiz eden döngüsel tarih anlayışı.
İktisat ve İlimler: Üretim, ticaret, vergi oranları, paranın değeri ve şehir hayatının ekonomi üzerindeki etkileri ile bilimlerin sınıflandırılması.
Tarih Metodu: Tarihin sadece olaylar dizisi değil, "neden-sonuç" ilişkisi içinde incelenmesi gerektiğini vurgulayan, doğru bilgiye ulaşmak için akılcı bir yöntem sunması.
DergiPark
DergiPark
+5
Özetle, Mukaddime insan topluluklarının nasıl organize olduğunu, devletlerin neden güçlenip neden yıkıldığını anlatan, sosyolojinin öncüsü kabul edilen klasik bir eserdir.
(Kaynak;Wikipedia)
Medeniyetleri inşaa eden toplumlarin yikilma sebepleri aynı zamanda medeniyetlerin de etkisinin ortadan kalkmasinin sebebidir.
Toplumların yıkılması; adaletsizlik,
liyakatsizlik,
ekonomik çöküş,
iç dayanışmanın yok olması,
ahlaki yozlaşma,
aşırı lüks ve tüketim ile
dış müdahaleler gibi faktörlerin birleşimiyle gerçekleşir. İbn-i Haldun'a göre, sosyal bağların kopması ve yönetimde adalet ilkesinin kaybolması çöküşü hızlandıran temel süreçlerdir.
Burada temel sorun tüm bu gelişmeler yaşanırken toplumsal refleksin, toplumsal hafızanın, değerler sisteminin nasıl bir işlev gördüğüdür.
Her sistemin kendini surdurulebilir kılması ve varlığını sürdürmesi ortak temel amaclarindan biridir. Aynı zamanda kendini yenileyerek varligini surdurebilmesinin on kosulunu olusturan değişimin de önünü tıkayan bir durumdur. Dinamik esnek bir sürdürülebilirlik anlayışı burada önem arzeder. Dinamizm ve esneklik , bağışıklık dayanıklılık ve kırılganlik insanın gelişim sürecinde karşılaşacağı durumlardir. Kriz ifadesi mevcut durumla basedemedigi durumlarda kendi varlık alanındaki yetersizliği tanımlar. Özetle her durum ifadesi göreceli olup bir bireyin ya da bir sistemin bilişsel mental fiziksel sosyal kültürel felsefi ahlaki kapasitesini tanımlar. Mevcut durumla basedeilemeyen durumlarda kriz süreçleri yaşanır. Belli dönemlerde ve geçmişte iş gören fikir düşünce model iş yapış biçimi artık iş göremez olur. Ancak konfor alanları içinde ezberlerle ve alışkanlıklara hapsolmuş bir insan ve bir sosyal sistem kendini yenileyemedigi taktirde yıkım kaçınılmazdır.
Bilge toplumlar ve bilim toplumlari gerekli öngörüler geliştirerek bu yıkimi ve değişimi önceden planli programli kontrollü yaparak olası zararları en aza indirmeye çalışırlar. Buna yaratıcı yıkım diyen sosyal bilimciler ve düşünürler de çıkmıştır. Mevcut şartlar ne olursa olsun farklı duygu düşünce ve bilinç düzeyinde olan sistem bileşenlerini ötekileştirmeyen bir ve bütünlük anlayışıyla tasarım ve yeniden yapılanma sürecinin yönetilmesi gerekir. Bu kitaplarda belki de yazılı olmayan çoğunlukla dogaclamayka belki de sezgisel ve yapısal olmayan bir çerçevede ortaya çıkabilir. Bilge toplumlar sağduyu sezgi dogaclamaya daha yatkın bir özellik arzederler. Bu bilimi dışlamak değil belki ondan daha fazla istifade edebilme konusunda kendisini daha özgür ve özgün kilabilme çabasıdır. Değerlerine duyduğu özgüven bunu yaparken bir başka yan toksik alan yaratmayacagini bilerek ve bir sosyal kontrat türünde yazılı olmayan ancak herkesin saygı ve sevgi zemininde birbirine bağlı olduğu durumlarda geçerlidir. Türk Milleti bu özellikte olduğu için her türlü yıkımı yaşamasına karşın kendisini yeniden inşaa edebilmis, ancak gerekli öngörüleri zamanında yeterince geliştirememenin neden olduğu korlukler sebebiyle çok bedel ödemiştir. 20 devletini yıkılsa bile tekrar kurabilmistir. Bunun tarihte neden hep tekrarlandigi konusu bilimsel olarak incelenmelidir. Bilge toplum ve bilim toplumunu birbirinden ayırıyor, Bilge toplum olarak tarihte varoldugumuzu ancak bilim toplumu da olabilmenin gereğini özellikle vurgulamak istiyorum. Bu görüşümü tarihçilerin değerlendirmeleri çerçevesinde üç ayrı gerçek imparatorluğun yaşam seyirleri zemininde ele almak isterim.
Tarihçiler insanlık tarihinde birçok imparatorluk olmasına karşın 3 imparatorlugu ayrı tutarlar ve gerçek imparatorluk olarak kabul ederler. Bunlar
1- Roma imparatorlugu; Tarih sahnesine çıkışı ve yokolusu tedrici olmuş ve çok uzun zaman dilimine yansıyarak hem yükselişi hem de yıkılmasi yavaş yavaş olmuştur.
2- Büyük Britanya Imparatorlugu; Yikilacagini anlayinca kendisini en az zararla kurtaracak tasfiye sürecini yaşamıştır.
3- Osmanlı İmparatorluğu;
En radikal ve devrim niteliğinde olup tarihte bir başka örneği olmayan en özgün örnektir. Bu da M.Kemal Atatürk'ün dehasi ve liderliği yanında sentezci bilimsel ve bir tarih bilinciyle kurulan yeni T.C Devlet modeli örneğidir.. Bu Bilge toplumun bilimin rehberliginde gerekli öngörüleri ve tedbirleri alarak bir daha yikilmamacasina sonsuza dek payidar kalacağı bir dinamik esnek kültür coğrafyasının gerektirdiği kültürel ve genetik mirasiyla uyumlu bir modeldir. Atatürk bu yaklaşımıyla aynı zamanda bir kultur antropoloğu olarak ta tanımlanmıştır.
Kendini asan bir birey olabilmek işte zamanla bir sistem içinde gerekli bilimsel öngörüleri gözardı eden ve tedbirleri alamaz hale getirilen bir toplumun ferdi olarak tolere ve farkındalık penceresi esnek ve gelişmiş bir birey olmayı gerektirir. Bir sürünün içinde korlesmis ve bunun neden olacağı kirlenmiş varlık alanlarından sıyrılıp metaforik anlatımla " Bir Su Gibi Yasama" yi yaşam biçimine donusturebilmis bir birey anlaşılmalidir.
Gerek millet olarak gerekse insanlik olarak insanluk idealinin bir parcasi kabul eden herkesin kendini alabilecek bir bilinç ve farkındalık düzeyine erimesi zorunludur ve yasamsaldir. Harekete geçebilmek ve ilk hareket Bilge toplumlarin yapabileceği dogaclama yeteneği ile mümkündür. Ancak bunun devamlılığını sağlanabilmesi bilim toplumu olabilmenin bağlıdır. Bu yüzden Türk Toplumunun geleneksel kadim Bilge Toplum olma özelliğini, bilim toplumu olabilme yeteneği ile buluşturmayı gerekmektedir BIlge toplum ve bilim toplumu birbirinin ikamesi değil birbirinin tamamlayicisidir. Em büyük hata bir elmanın yarısının elmanın tümü olduğunu zannetmektir.
Cumhuriyetimizin mirasçıları olarak kıymetini bilelim bunun insanlık için ne jadar önemli olduğunu iyi kavrayalim. Son 100 yıldır emperyal güçler tarafından içten dıştan saldırılara neden bu kadar muhatap olduğumuzu hazır ısmarlama cevaplarla değil kendimize soracağımız doğru sorularla kavrayalim.
Tarihsel sorumluluğumuz büyüktür. Şimdi insanlık için, insanlık ideali ve değerleri için tarih sahnesine çıkacağımız dönemdir. Cumhuriyetimizin devamlılığının ve beslenecegi özsuyunun kadim Türk Kültürü, töresi değerleri ve ulusal milli karakterinin öngördüğü değerleri olduğunu unutmayalım. Cunku sadece ulusal varlığımiz değil ama bütün insanlığın geleceği buna ve ilk hareketi sağlayabilecek Bilge Toplum ozelligindeki Türk milletine bağlıdır. Bilge toplum olma yanında bilim toplumu olabilme dilekleriyle. Muhtaç olduğumuz kudretin damarlarımizdaki asıl kanda olduğunu unutmayarak.
Saygılarımla.
Yorumlar
Kalan Karakter: