Bu yazımda bir oyun oynayalım arzusundayim. Fikirlerle , kavramlarla, kendimizle oynayacağımız bir oyun. Burada kazanmak kaybetmek yok. Onun yerine eleştirel dusunme, ozelestiri, özguven ve daha iyi bir dünya için kararlı bir duruşun olduğu bir meydan okuma var.
Şu anda bir soruyla başlayalım oyunumuza;
SORU 1
Mevcut durumdan memnun muyuz ?
Cevap ; HAYIR.
SORU 2
Neden ?
Hersey allak bullak. Tutunacak meşru ne bir uluslararasi kurum kuruluş ne de dunyaya yön verdigini iddia eden güvenilir ne tek bir yönetici ne de kadro kaldi. Dünyada güvenli hiçbir ülke ve bölge yok. Bu yüzden ülkemizin şiddetle birlik beraberliğe ihtiyacı var.
SORU 3
Her milletin kendi kaderini tayin ettiği dunya demokrasileri nerde ?
Parçalandı. Tanrıyı bile parçalayan emperyalist güçler insanı da parçaladı. Parçalanmış insanı birleştirici olsun diye ortaya atılan demokrasi kavramının içi bosaltildigindan aslında özü itibariyle bir ve bütün olan insani parçaladı. Sosyal curume ve ahlaki erozyon dunya siyasetini esir almis gorunuyor. Ülkemizde de farklı fikir ve düşünceleri ve ayrısmalari suni olarak ülkemizde yaratarak istikrarimizi ve barış ortamını bozmaya çalıştılar.
SORU 4
Demokrasi evrensel bir değer ve önemli bir kavram. Dunyada hic demokrasi kalmadi mi demek istiyorsun.? Sen nasıl buna itiraz edersin ?
Demokrasiye itiraz etmiyorum. Bize işin ruhunu unutturup şeklini dayatiyorlar. Benim de karşı sorum şu;
Tüm dünyada kirlenmiş ve tüm insanlığı felakete sürükleyen siyasi iktidarlar var. Bilerek bilmeyerek. Korlenmis ve de kirlenmiş cogunlukla da kirletilmiş. Hiçbir ulus memnun değil bu kirlenmislikten. Edgar Morin'in " Bir Uygarlık Siyaseti" adlı kitabında buna atifta bulunur. Hiçbir siyasetçi ve siyaset kurumu kendi toplumunun çıkarını refahını ve mutluluğunu gözetmiyor gözetemiyor. Neden ? Çünkü sözüm ona seçilenler demokrasi kavramının arkasına sığınıp başka dinamiklerin etkisiyle etkili ve yetkili yerlere getiriliyor. Kendi özünden kopuk suni parcalayici eko sistemlerin icinde kendi toplumlarının zararına kuresel sirketlerin emrinde birer tetikçisi haline gelmiyorlar. Getiriliyorlar. Bugün tüm dünya milletlerinin sorunu bu anlamda ortak. Daha iyi bir dünya için insanlik idealiyle "yurtta ve dünyada barış" ilkesiyle hareket etmeliyiz. Tetikçiler işin en kolayı. Azmettiricileri öncelikle görmeliyiz. Görebilmeliyiz. Bunun için siyaset üstü bir anlayışta birlesmeliyiz.
SORU 5
Hep şikayet ediyorsun. Herkes durum tespiti yapıyor ve herkes birbirini eleştirip duruyor. Sen de atıp tutuyorsun. Sen neden yapmıyorsun. Yapamıyorsun. Aslında biliyorsun ama yapmıyorsun. Neden ? Neden insanlık olarak kara delik icinde debelenip duruyoruz ?
Parçalandık. Aklımız dilimiz fikrimiz tutum davranış ve hareketimiz öncelikle kendi icinde tutarlı değil. Korkuyoruz. Korkutuluyoruz. Zehirleri ilaç sifalari zehir olarak insanlara yutturuyorlar. Yalan söyleniyor, kafalar karıştırılıyor, algıda düşünmede ve hissetmede mekanizmalarimiz dumura uğratiliyor. Sahte guvende olma duygusu içinde kısık ateşte pişirilen kurbağa misali haslanmaktayiz. Hepimizde doğru davranışta bulunamamisligin yarattığı birikimlerin toksik etkileriyle herbirimiz kurduğu iç iletişiminde ve dış iletişiminde yaşadığı kısa devrelerle iş göremez hale getiriliyor ve hepimiz bu toksik etkiyi azaltacak yönde değil birbirine bulaş edecek şekilde problem stoğunu artırarak arti bu yüku bireysel ve kurumsal taşıyamaz hale getiriyoruz. Bilenler var bilmeyenler var. Bilip yapmayanlar kendisinden sonra gelen genç kuşaklar için iyi rol model olunamadığı için tecrübe ve Değer aktarılması yapılamadığı için toksik yaşam normallesiyor, normallestiriliyor. Sosyal çürüme gerçekleşiyor. Tüm bu olumsuzlukların normal işleyen bir sistemi kirletmesi ve yeni krizler yaratması gayet doğal. Güç meşru ve ahlaki bir zeminde kullanilmazsa ve de insanların gücün ötesinde bir HAK kavrayışi olmazsa siyasete ayar verme imkanı da giderek azalmış olur. Guc zehirlenmesiyle iktidarlar felakete sebep olurlar. Günümüzün dünya liderleri dünyayı savaşa sürüklemekte bir beis görmüyorlar. Geçmişte Hitler, Saddam bunlardan sadece birkaçı.
SORU 6
Bir toplumun kendisini koruyabilmede doğal koruma mekanizmaları nerde ?
Bunlar bağışıklık sistemi gibidir. Düşünceleri medyayla, bilgi kirlilikleriyle kitle iletişim araçlarıyla ve insanların zaaflarını kullanarak ve de zaafı olanları etkili yetkili yerlere getirerek toplumda öğrenilmiş çaresizlik ve cam tavan sendromlariyla psikolojik olarak zayiflatabilirsiniz. Ama bundan daha önemlisi değerler sistemi, aile yapısını törenini ahlakını da bozarsaniz bunu korumak adına kurulmus anayasal devleti de tüm kurum kültür ve değerleriyle bilerek bilmeyerek zayiflatirsaniz bağışıklık sistemi zatiflatilmis, toksik kirlilkleri birbirine bulaştıran ve bunun sonuçlarını değerlendiremeyen, sadece kolluk kuvvetleriyle işi çözme körlüğunde debelenip duran yöneticilerin yarattığı bir durum yaratırsiniz. Aklı duygularla birbirine akord veren bir yapıda kullanmak gereklidir. Bu yüzden aklı almak bugunku ortamda kolaydır. Kandirabilirsiniz. Ama duygular öyle değildir. Akli alinan insanin simdi kalbi ve ruhu da caliniyor. Gazze'de, Ķörfezde. Insan insanligindan kopariliyor. Toksik iliskiler herkesi kirletiyor. Bu domino taşı etkisi gibi katlanarak çoğalıyor. İnsanlik aklıni yitirmekte. Bu kadim toprakların kadim bilgelik kodlarıyla, sevgi dayanisma ve hoşgörüyle toksik kirlenmislikleri bir filtre gibi süzmeli ve sistemin kirlenmisligini arindirmaliyiz. Buna gücümüz var. Sadece ilk başlatan bekliyoruz. Bilinçaltımız kirli ve korku kaygi icindeyiz. Acil müdahale gerek. Bildigimiz tum mudahale yontemleri ve tibbi çözümler bence yeterli değil. Belki de yeni bir bilimsel disipline gerek var. Isletim sistemi bozulmus bir bilgisayar gibi heryere virus tasiyan ve kirleten anlayislarin kökünü kazimak gerek.
Bir ilk adim gerek. Üzerinde yaşadığımız coğrafya bence insanlığın bu bataktan kurtulmasinda merkez coğrafya. Manevi anlamda bir Hasan Tahsin olmak bir Atatürk gibi olmak gerek. Aslında insan olmak gerek.
SORU 7
Hala durum tespiti yapıp duruyorsun. Geç bunları. Ben sana diyorum ki öğüt vereceğine sen niye yapmıyorsun.? Sorum sana. Bırak milletin ne yaptığını sen ne yapıyorsun. ?
Burada hemen savunmaya geçebilirim. Ama yapmayacağım. Yerden göğe kadar haklısın. Herbirimizin kişisel savunmaya değil suçu görevi bir vicadani özelestiri yapip , kabullenip birlikte hareket etmeye ihtiyacımız var. Önce gemi batıyor diyorduk. Şimdi ise diyorum ki dünya batıyor. Ama aşağıdaki hikaye bence durumu çok güzel özetliyor. Başka bir diyeceğim yoktur hakim bey. (BIR VICDAN MUHASEBESIDIR. EVELEMEDEN GEVELEMEDEN BIR MEYDAN OKUMADIR. VARSA AKSINI IDDIA EDEN BERI GELSIN 😅) Takdirlerinize sunarım.
"Bir ülkede dört kişi yaşıyormuş… Bunların adları da: Herkes, Birisi, Herhangi Biri ve Hiç Kimse imiş… Bir gün yapılması gereken çok önemli bir iş ortaya çıkmış.. Herkes, Birisi’nin bu işi yapacağından eminmiş. Gerçi işi, Herhangi Biri de yapabilirmiş ama Hiç Kimse yapmamış. Birisi bu durumda çok kızmış. Çünkü iş, Herkes’in işiymiş. Herkes, Herhangi Biri’nin bu işi yapabilecegini düşünüyormuş. Ama, Hiç Kimse, Herkes’in yapamayacağının farkında değilmiş. Sonunda, Herhangi Biri’nin yapabileceği bir işi, Hiç Kimse yapmadığı için, Herkes, Birisini suçlamış…”
BENIM CEVABIM İSE ;
Aşağıdaki dizelerde gizli. İçindekileri bulup çıkarma görevi de olsun size.
UMUTLA BASLA GUNE
Önce umudun olmalıdır Eğer gelmissen bu dünyaya.
İlk adımın bu olmalıdır.
Ya cesaretin ?
Yoksa cesaretin geriye kalır esaretin.
Tanrı bile umudunu kesmemişki kulundan
Sen niye kesersin umudunu
Medet umarsin ondan bundan.
İse kendimizden baslamak zamanı
Sevme sevilme ânı
Kizme kimseye kendinden gayri.
Sen at ilk adimini.
Bak o zaman göreceksin
Nasıl da çözülüyor şer ittifakı
Ben çoktan attım ilk adımımı.
Sevgiyle ve de bilgiyle.
Bu sadece bir davettir.
Bekleme daha ötesini gayrı
Yunus misali gel tanış olalım
Öfkeyi kini bir kenara bırakalım.
Her günümüzü hoşgörüyle yasayalim
Sadece sevelim sevilelim.
Birbirimizden hoşnut kalalım.
Baki kalan bu boş kubbeye bir hoşseda da biz bırakalım.
19 03 2026
Dikmen
11.58
BİR SELAM YOLLA BANA SEMADAN
:Bir güzel gün daha dedim içimden
Vazgeçemiyorumki içimdeki sevgiden
Paylaşmanın coşkusu sarıyor tüm bedenimi
Huzur içinde buluyorum kendimi
Anlamsız didismeler kavgalar savaşlar
Bunların hepsi gereksiz agirliklar
Deger üretir paylaşırsan
Güzellikler alır tüm kötülüklerin yerini
Hele bir de bir gerçek dost bulmussan
O zaman tanrının sevgili kulusundur
Her daim coşkuyla kutsanan
Arama disarda her ne arıyorsan
Hepsi içinde aklında ve de ruhunda
Kalbin aslında hatırlatıyor sana
Her kalp atışında
Baki kalan bu boş kubbede bir tatlı nefes ve de sedayı
Bırakalım öyle gidelim
Yükselerek semaya
Artık düşünme gerisini
Bir dua da oradan yolla evrendeki tüm dostlara
Şimdiden selam olsun tüm sevdiğimiz dostlara.
18.01.2026
Dikmen, Ankara
11.04
Dünya savrulmusken buna teslim olmak mı olmamak mi ?
Direnmek mi ? Biat etmek mi ?
Gerçekçiligin konfor alanlarina mi umudun ozgurlestirici dünyasında geleceği inşaa etmek adına inadına iyimserlik mi ?
Belki de hepsi. Ama dengeyi gözeterek. Tasarımın üç ana bileseni olduğunu bilerek. Amaç, denge, ortak fayda. Tüm bunları Topyekun bir anlayışla ele almamız gerek. Yeniden bir aydınlanma ve bilgelik çağını başlatalım.
HEP BIRLIKTE.
GELIN CANLAR BIR OLALIM.
Yorumlar
Kalan Karakter: